Yakın geçmişte insanlık suçu ile ilgili yürütülen tartışmalar İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana hiç bu kadar güncel olmamıştı.
Birbirinden çok farklı fikirler mevcut ve hiçbirimiz suçsuz değiliz ; işte sorun da bu zaten.
Ayırt edemeyince yargılamak da mümkün değildir.
Hiçbir zaman unutmamalıyız ki tarihin kabullenmeyi reddettiğimiz kısmı, yeniden yaşamak zorunda kalacağımız kısmıdır.
Oysa anlamadığımız birşeye karşı mücadele edemeyiz ; bu, karanlığa karşı mücadele etmek gibi bir şeydir.
Suç işleyenler suçludur, ancak bu suçlar karşısında aldığımız tavır öylesine belirsiz kaldığında ve böylesi korkunç suçların yargısı ahlak dersinden öteye gidemeyen yetersiz yasal düzenlemelerle yapıldığında biz de bir o kadar sorumlu taraf konumunda oluruz.
Siyasette ahlak dersi vermek suçlara da ahlaki sebepler bulma çabasına götürür.
Aslen tüm eylemlerin yeniden ele alınabilmesi ve yol açtıkları zararın telafi edilmesi gerekir.
Ancak bazı eylemlerin yol açtığı zarar telafi edilemez çünkü aslında hiç olmamış olmaları gerekir.
Yasalar ve tüm daimi kurumlar sadece temel kötülüğün sebep olduğu sarsıntı ile değil aynı zamanda salt suçsuzluk iddiasının da altında çökerek yok oluyor.
İnsanların dünyasında esas olan, fevkalade iyi bir hedefi amaçlayan kötü bir eylemden ziyade, kötü bir hedefi amaçlayan iyi bir eylemdir.
Zaten Hegel’in diyalektiğine göre, ne iyilik kötülüğe dönüşür ne de kötülük iyiliğe.
İyi ve kötü arasındaki farkı göremediğimiz andan itibaren yurttaşlık sorumluluğumuz devreye girer.
14/12/2009, Şefik Birkiye (Binfikir gazetesinin Kasım sayısında yayınlanmıştır.)