Toplumsal bütünlük projesine dair herhangi bir siyasi görüşün desteklenmediği şu günlerde apaçık ortaya çıkan bir şey varsa o da «idari terör».
Tek muhatabımız düzen ve yasal düzenlemelerden ibaret.
Yasal düzenlemelerin ise ne yüzü, ne ar, ne de acıma duygusu var.
Düzen idari sistemin çalıştırdığı ve kendisine sorumluluk verilmediği için suçsuz olan ücretlilerin düzeni.
Artık içinde yaşadığımız düzen öyle garip bir hal aldı ki, sürekli değişen, değiştirilen çoğalan ve üst üste gelen tüm bu düzenlemelerin aslında kararlaştırıldıklarında hangi amaca dayandıklarını bile unuttuk, öyle ki onları uygulamaktan sorumlu kişiler tarafından bile anlaşılmaz hale geldiler.
Aslında gerekliliklerini kanıtlayamamamıza rağmen kaçınılmaz gibi görünüyorlar.
Olayları en küçük ayrıntılarına kadar idareye tabi tutma eğilimi insanların bireyselliğini, eğitimini, kültürünü ve yeteneklerini bir yerde hiçe saymak
anlamına gelir; sanki bundan böyle toplumun düzgün işleyişi için hiçbir insani değere ihtiyaç kalmamış gibi.
Kafka bunu önceden görmüştü. Kafka’nın çizdiği dünya kuşkusuz acımasız bir dünya, ancak bugün biz bu dünyanın kabus ötesi bir durumda olduğunun ve katlanmak zorunda olduğumuz gerçeğin yapısıyla da kaygılandırıcı bir biçimde örtüştüğünün bilincindeyiz.
Nitekim idari yapı ne gerçek olduğunu iddia ediyor ne de doğru gerçekleri dayatmak gibi bir tavır sergiliyor, sadece kendi işlevinin gerekliliğine inanıyor.
Bazılarımız ‘dünya böyle gelmiş böyle gider’ demeye gayret gösterirken, bu dünya düzenini idare edenlerin ise görevi ‘olayların düzeninin böyle olmak zorunda olduğunu’ kanıtlamak.
Biz tüm bunları ‘zayıf ve üzücü bir tutum’ olarak görmekle beraber, muhakkak ki düzenin kurbanlarıyız, ancak ne kadar kurbanlarıysak bir o kadar da aslında bu toplumsal düzenin birer itaatkar ferdiyiz.
Şunu unutmamalıyız ki hiçbir şey gelişigüzel, başı boş bir şekilde gelişmeye terkedilemez.
Zira her yolun doğasında iniş de vardır ve daima bir gün gelir çöküş başlar. Dolayısıyla körükörüne kendini, kendi içerdiği kuralların ve yasaların gerekliliğine bırakan bir toplum er ya da geç gittikçe çökecektir.
İnsanoğlunun özgürlüğüne, dünyayı ve doğal gelişme sürecini yönlendirme yeteneğine bağlı olan tek şey çöküş değil, selamet ve kurtuluştur.
12/04/2009, Şefik Birkiye, Binfikir Gazetesi Nisan 2009 köşe yazısı