Tarih olgusu tüm anlamını kaybetti ve dolayısıyla hem geçmişi hem geleceği erişilmez hale getirdi. İnsanoğlu geleceğini inşaa etmekten tamamen alıkoyulduğu gibi şimdiki zamana terk edilmiş durumda. Geçtiğimiz yüzyıllar boyunca tarihteki tüm olguları, yani gerçekler ile barıştan, gerçeğe bir takım anlamlar yüklemeğe kadar uzanan
‘tarihi şekillendirmeye’ yönelik pragmatizm ve gerekliliği deneyimledik.
Bu tavrın rahatsız edici yönü hemen hemen her bir varsayımın mantıklı sonuçlarla bağdaştırılabilmesi. Şu sebepten şu sonuç ortaya çıkar, olacağı buydu gibi sözler günümüzde sürekli sarfedilen sözler. Geçmişe dönük olarak tarihi değerlendirirken, tarihçiler faillerin amaçları ve vicdanlarından bağımsız, ‘objektif’ anlamlar ortaya
koymaya öyle alıştırıldılar ki, objektif ve tarafsız bir yoruma ulaşmaya çabalarken gerçekten neler olup bittiğini göz ardı edebiliyorlar.
Modern çağ ve tarih olgusu giderek kendi kendine yabancılaşarak insanoğlunun nereye giderse gitsin sadece kendi fikirleriyle karşılaşmasına yol açtı. Dünya ve uzayın tüm mekanizmaları insanoğlu tarafından yaratılmış bir hal aldı, gerek gerçekte gerekse varsayım olarak. Bu düşünce tarzı sürdükçe ne tarih kalabilir ne de doğa.
Hem tarihin hem doğanın yok olması halinde ise, geriye yalnızca insanları hem birleştiren hem ayıran ortak dünya olgusundan mahrum bir insanlık kalacaktır. Ya ümitsizce birbirlerinden ayrı ve yalnızlık içinde yaşayacaklardır, ya da tek bir kitle içine sıkıştırılacaklardır. İşte o zaman kitlesel bir toplum söz konusu olacaktır ki bu ancak ve ancak insanların kendi aralarındaki ilişkileri sürdürürken diğer yandan vaktiyle tüm insanoğluna ait bir dünyadan kopmuş halde otomatik olarak yerine oturacak bir çeşit düzenli yaşam sürmeleri anlamına gelecektir. Böyle bir durum hepimizi bugüne kadar anladığımız medeniyet olgusundan uzak medeniyetsiz biyolojik bir yaşama itebilir.
24/02/2009, Şefik Birkiye , Binfikir Gazetesi Şubat 2008 köşe yazısı