Aslına bakılırsa, toplum benzerlikler üzerine kurulu bir ‘ruhlar ticaretidir’. Farklılık ve ayrımcılık da toplumu oluşturan bireylerin çeşitliliğinden kaynaklanır. Dolayısıyla bu konuda yasal düzenlemeler kararlaştırmadan önce, ne yasal ne de siyasi bir ayırıma sebep olmayacaklarından emin olmak gerekir.
---
Sonuçta belki siyahileri ve giysilerini, Arapları ve müziklerini, Japonları ve yemeklerini, dişçileri ve aletlerini, entellektüelleri ve kullandıkları kelimeleri
sevmeyebilirsiniz. Zevk meselesi. Ancak bu insanların farklılıklarından dolayı siyasi ve yasal haklarında fark gözetilmesi gerektiğine inanmakla kendi kendinizi mahkum etmiş olursunuz.
Kendi farklılıklarımızın saygınlığı diğer sosyal, etnik veya kültürel gruplarınkini kabul etmekten geçer. Bana kendi özgürlüğümün tanınması ancak diğer tüm insanların özgürlükleri temin edildiği takdirde gerçekleşebilir.
Aslına bakılırsa, toplum benzerlikler üzerine kurulu bir ‘ruhlar ticaretidir’. Farklılık ve ayrımcılık da toplumu oluşturan bireylerin çeşitliliğinden kaynaklanır. Dolayısıyla bu konuda yasal düzenlemeler kararlaştırmadan önce, ne yasal ne de siyasi bir ayırıma sebep olmayacaklarından emin olmak gerekir. Siyaset ve siyasetçiler için göreceli eşitlik neyse, toplum için ayrımcılık da odur.
Toplum, modern çağın başlangıcından bu yana, siyaset ve özel hayatın ilginç bir şekilde iç içe olduğu ve insanların çoğunluğunun hayatlarının büyük bir kısmını içinde yaşadıkları bir olgu. Zira özel hayatımızı geçirdiğimiz evimizden her ayrıldığımızda, siyasetin gerektirdiği eşitlik ortamına değil, öncelikle bir sosyal ortama gireriz. Girdiğimiz anda ise kendimize benzeyenlerle biraraya geliriz ve doğal olarak yanımızdaki diğer gruplardan farklı olmamız gerekir ki ayırt edilebilelim. Başka bir deyişle, farklı gruplar oluşturmayı ve özgürce biraraya gelmeyi sağlayan temel hak olmadıkça
toplum varolamaz.
Konu, farklılığı ortadan kaldırmak değil. Farklılığın kabul edildiği belli bir sosyal ortam içinde onu barındırabilmek ve aynı zamanda siyasi ve kişisel ortamlarda yıkıcı olabileceği durumları önlemek. Demokrasimiz, ancak siyasi yönetim ve hukuk üstünlüğü sözde bir çoğunluğun değil tüm azınlıkların haklarını koruduğu zaman adına layık olacaktır. İşte o gün Archimède noktasına, yani insanlığın bireysel onurunun dünyadaki özgürlüğü ile eşdeğer olduğu noktaya gelinmiş olacaktır. Ama tabii o noktaya gelinmesi demek, bugüne kadar gördüğümüz, yaşadığımız ve bildiğimiz siyasetin sonu demek olacaktır.
08/01/2009, Şefik Birkiye, Binfikir Gazetesi Aralık 2008 köşe yazısı