Ekonomi ve Ekoloji sözcükleri ortak üç harfle başlasa da maalesef günümüzde ikisinin çıkarttığı tınılar birbirinden çok farklı. Tavuk-yumurta döngüsünü anımsatan bu ilşki, doğanın kendi yarattığı dengesel sistem olan ekolojinin insan oğlunun bizzat yarattığı bir diğer denge kavramı olan ekonomi tarafından harabedilmesi sonucunda bozulmuştur. Daha basit anlamda düşünürsek bu ağır faturanın bilinen adı kriz ve kıtlık. Ekonominin temelini oluşturan kıt kaynakların etkin kullanımı ilkesi uygulamada kıt kaynakların katledilmesi olarak değiştirilmiştir. Bunun en açık örneği ağırlıklı olarak seller ve erozyonlardan kaynaklanan toprak kaybı. Dünya genelinde yılda ortalama olarak 20 Milyar Ton’un üzerinde toprak kaybı oluyor. Bu kaybın endişe verici yanı ise doğanın bu kaybı gidermesinin yüz yıllar sürmesi. Bilinçsizce yapılan tarım ve hayvancılık, şehirleşmenin başlamasıyla artan bir sürü etkenle birleşince kaçınılmaz felaket hızla yaklaşıyor. Hatta birçoğumuz farkında değiliz ancak Dünya’nın birçok yerinde yaşanan savaşların altında yatan sebep de bu. Bugün bile insan toplulukları açlıktan ölüyor hatta aç olduğu için öldürüyor. Tabii bu konuda duyarlı olan insanlar ve onların kurduğu kurumlar mevcut, hatta son dönemlerde yaşanan siyasi hareketlenmeler bu duyarlılığın arttığını gösteriyor. Devletler ekolojik politikalar geliştirmeye başladı. Belçika da bu konuda benzer çalışmalar içinde, enerji tasarrufu için verilen teşvikler bunun açık kanıtı. Son günlerde gündemimize giren Eko-çek de çevre bilincini gündeme taşıyor. Sadece ekolojik ürünlerin alınmasına yarayan bu çekler yaşadığımız kriz günlerinde amacına ne kadar ulaşıyor bilemiyorum zira bu çeklerle temel ihtiyaçlarını karşılayan insanların olduğunu ve market sorumlularının buna müsaade ettiğini iyi biliyorum. Tavuk- yumurta döngüsü burada da kendisini gösteriyor. Satın alma gücü düşen tüketici çekleri ekolojik ürünlerin dışında kullanıyor. Satışları gözle görülür azalan market sahipleri de buna göz yumuyor. Her ne kadar çevre bilinci artsa da henüz yeterli değil, bu artış çok daha hızlı olmalı. Bir an önce siyasetçiler ve iş adamları üzerinde yaptırmlar uygulayacak kalabalık kitleler oluşmalı. Uzun lafın kısası bireysel çıkarların yerini toplumsal bilinç almalı. Bu arada benim çeklerle ne alacağımı sorarsanız, bisiklet alıp binmeyi öğreneceğim. İtiraf etmek gerekirse benim de tüketici eğilimim kişisel ama en azından ekolojik.
25/01/2010, Cüneyt Tamoğulları
Binfikir gazetesi Ocak 2010 sayısında yayınlanmıştır