Sistemi yaratan ve uygulayan kişiler, sayıca az olmalarına rağmen bütün bir insanlığın huzurunu kaçırmayı başarmış durumdalar.
---
Toplumlar üzerlerine yapışan asalakları taşımak zorunda kaldığında sorun başlıyor demektir. Tıp dünyasının olduğu gibi toplum bilimcilerin de en büyük belası kanser. Küçücük noktalar halinde baş gösteren bu hastalık koca bir toplumun yapısını bozmaya yetiyor. Hasta dokular oluşmasına yol açıyor ve maalesef hiçbir tedavisi yok. Erken teşhis bu hastalığın yayılmaması için tek geçerli tedavi şekli olarak biliniyor. Toplumlar bu tarz hastalıklar için “adalet” adı altında bir savunma ve direnç olgusu yaratmıştır. Hastalıklı hücreleri bulup tedavi etmekle yükümlü olan bu kavram çalışmadığında durum içinden çıkılmaz bir hal alıyor.
Son günlerde yaşanan bazı gelişmeler insanlığın ciddi bir hastalığa yakalndığını gösteriyor. İktidar ve para hırsı adındaki kapital virüs, çıkarlar ve uyku halinden de faydalanıp kanamalı bir belirtiyle Orta Doğu’yu kan gölüne çevirmiş durumda. Dünya halkları sokaklara dökülüp “adalet” diye haykırıken yine bu halkların başa geçirdiği yöneticiler ince hesapları gereği sessiz kalıyor ve sadece izliyor. Sistemi yaratan ve uygulayan kişiler, sayıca az olmalarına rağmen bütün bir insanlığın huzurunu kaçırmayı başarmış durumdalar.
Anadolu insanının olaya gösterdiği duruş ibret verici; yakın geçmişte emperyalist devlerlerle iş birliği yaparak kendisini bölgeden kovan bir milletin evlatları için bu gün yas tutabiliyor. Bazen birbirmize bile göstermediğimiz duyarlılığı mazlum halklar için gösterebilmemiz aslında yeni bir durum değil. Osmanlı döneminde İspanya’dan kovulan Yahudi toplumuna da kucak açan yine bu hoşgörüydü. Yunus Emre, Mevlana, Hacı Bektaşı Veli hatta Saint Nicolas’ın torunu olabilmek bu olsa gerek.
Öte yandan Arap dünyasının tepkisizliği oldukça düşündürücü. Yeri geldiğinde sürekli Batılı ülkeleri eleştiren Arap ülkeleri aynaya bakmayı ihmal ediyor. Gökdelen dikmek, silah şirketlerinden hisseler almak dışında hiçbir üretim yapmayan zengin Arap ülkeleri yıllardır Filistin ve Irak’ta yaşananlara seyirci kaldılar. Filistin’i Avrupa Birliği’nin sadakalarına mahkum ettiler. Eğer eksikliği kendi özlerinde aramış olsalardı, ortak bir duruş sergileselerdi, bugün bunlar yaşanmazdı. Asıl olan tarihe bakıp dersler çıkartmak ve geleceği bu noktaları esas alarak şekillendirmekten geçiyor.
Hastalığın yayılmış olması adalet organlarına dahi sıçraması oluşan karamsar tarlaya umut ekmeyi benim açımdan oldukça zor kılıyor. Belki ozan Bülent Ortaçgil’in “Yüzünü dökme küçük kız” parçası yüreklere biraz su serper :
“Her siyahın bir beyazı/Gecelerin gündüzü de vardır./Her tutsağın bir kaçışı/ Uykunun uyanışı da vardır.”
02/02/2009, Cüneyt Tamoğulları, Binfikir Gazetesi Ocak 2008 köşe yazısı