Demokrasiyi hep geniş kullanım alanı olan bir eşya gibi düşünmüşümdür. Alet güzel, iyi düşünülmüş ve iyi yapılmış ama kullanıcısı var mı, diye hiç bakılmamış.
Irkçılığın, demokrasi, özgürlük gibi temel insani haklardan mahrum kalması en hayırlısı olur. Sapık fikirlerini afiş yaptırıp önüne gelen posta kutusuna
atmak ahmaklığın ve saygısızlığın hat safası. Seçim arifeleri hep böyle oluyor galiba Belçika’da. Parayı veren, düdük elinde, hem çalıyor, hem oynuyor. Çoğu zaman da bizim paralarımızla yapıyor bunu. Seçim sonrası da bizi oynatıyor tabii. Geçenlerde, pek huyum değildir aslında ama posta
kutusuna bir bakayım dedim. Posta kutuları aylık ödemelerin biriktiği yerler olarak yerleşti bilinçaltıma, artık postacı kapıyı iki kez çalmıyor, postasını
atıp kaçıyor. (“Bak postacı geliyor selam veriyor. Herkes ona bakıyor merak ediyor” şarkısının yerine “Bak postacı geliyor perdeyi kapat. Sakın merak etme sen, mektubu yırt at.” Daha uygun olur.) O sevimli, aşk mektupları taşıyan adamdan bugün eser yok. Eğer postacı kapıyı çalıyorsa ya daha büyük bir ödeme vardır ya da olmak istemeyeceğiniz bir yere çağırılıyorsunuzdur.
Vaziyet böyle sevimsizken bir de Vlaams Belang’ın “Danger İslam” yazılı afişinin posta kutumdan çıkması mevcut sinir sistemimde belli bir iz bıraktı açıkçası. Her ne kadar dini, uygulama aşamasında pek başarılı olmasam da bu afiş kanıma dokundu. Buna izin verenin demokratik sistemin özgürlükçü yanının olması da işin cabası. Gerçi dinin sömürülmesi de özgürlükçülük adı altında gerçekleşiyor. Aynı demokrasinin düşünemeyenlere verdiği özgürlükleri düşünenlere vermemesi oldukça düşündürücü. Demokrasiyi hep geniş kullanım alanı olan bir eşya gibi düşünmüşümdür. Alet güzel, iyi düşünülmüş ve iyi yapılmış ama kullanıcısı var mı, diye hiç bakılmamış. Tarihte bu eşyayı iyi kullananlar da olmuş, ama kendi çıkarı için kullananların sayısı olumlu kullananlara oranla oldukça fazla. Belli bir dönemden sonra ortaçağ mantığına uydurup asıp kesmiş özgürlükleri, özgürlükten aldığı güçle. Demokrasiyi lokomotif görenlerin, arkasına ırkçılık ya da yobazlık bağlaması, insanlığı daha önce olduğu gibi, bugün de çıkışı zor olan karanlık bir tünele sokmaktan başka bir işe yaramayacaktır. Malesef Hitler’i de başa getiren demokrasiydi. Demokrasi, para, iktidar ve kötü güç üçgenin içinde kaosa sürüklenirken ( parayı veren iktidar oluyor ve bu gücü kötüye kullanıyor) bazı kendini güçlü gören devletler kendi demokrasilerini düzeltmeden dışarıya demokrasi ve özgürlük vermeye kalkıyor. Tıpkı Irak’ta olduğu gibi; 1991’den bugüne sürekli DEMOKRATİKİLEN
Irak’ta, sürecin sonunda özgürlükten yararlanacak bir toplum kalacak mı, doğrusu pek sanmıyorum.
10/12/2008, Cüneyt Tamoğulları, Binfikir Gazetesi Kasım 2008 sayısında yayınlanan köşe yazısı