Erkeklerin egemen göründüğü şu hayatta, aslında, kadınlar esas belirleyici rolünü üstlenmiş durumdadır. Erkekler, bazen düştükleri komik durumların farkında bile değiller.
Seneler önceydi , o zamanlar çocuk olabileceğiniz yerlerin sayısı bugün olduğundan daha fazlaydı, çocuk hayatlara, elektronik, eve hapseden oyun kutuları henüz girmemişti . Oyunlarımız satın alınan yüksek bedelli ödemeler değil, kendi ürettimimiz olan yaratıcı anlardı .Üretim kaynakları mevcut sistemin o günkü koşullarına uymadığı zamanlarda ise ayak topu oynuyorduk .Genelde de, çocukluğum 80’li yılların baskılı dönemine denk geldiği için, Özal’ın mahalle mahalle gezip dağıttığı ya da dağıttırdığı sarı beyaz üstünde arı ve petek desenleri olan topa vurmak şeklinde oluyordu . Organize olup birşeyler üretmek istiyorduk ama bilinç altımızdaki örgütleşme korkusu galiba buna engel oluyordu. İşte bu top oynayış anlarında karşılaştım mahalle dilberi Füsun Ablayla . Füsun Abla tam olarak Audrey Hepburn ile Müjde Ar karışımı, Ozan’ın tabiriyle burnu fındık ağzı kahve fincanı , hiçbir edebi anlatımın yetemeyeceği , diz altı dar eteğinin bile saygıyla sağ sol kıvrımlarını aksatmadan yaptığı , benim tabirimle cillop, işveli dilberiydi mahallemizin. Onun sokağa çıkışları baharın habercsiydi. Yine o bahar günlerinden birinde salına salına belirdi mahallenin köşesinde, onu gören mahallemizin ağır abileri bireysel gösterilerini ardarda sergiliyordu. Bunlardan Rıfat Abi hemen bizim topu alıyor, tak tak saydırıyor, bir sağ, bir sol, tekrar sağ, omuz derken, Füsün Abla’nın olmasa bile bizim hayranlığımızı kazanıyordu .Ancak Füsün Abla için Rıfat Abi’nin durumu, havuzdaki fog balığından farksızdı. Zira kendisi futboldan tiksinen kılasik bir bayan modeliydi... Bu küçük sunum Aytaç Abi’nin yanık sesisiyle devam ediyor “yoğurt koydum dolaba ellere vay...” Füsün Abla, ya yoğurt sevmiyor, ya da Aytaç Abi’nin 1.65 boyunda olması kendisini sallamamasın da etkili oluyor. Mahallemizin en ağır abisi Tilki Hüseyin ağır ağır ayağa kalkıyor, saçlar günün modasından Travolta hesabı , gayet emin adımlarla yaklaşıyor ve bizim duyamayacağımız şekilde birşeyler fısıldıyor. Güzel dilberimiz hiç oralı değil ama ilgiden de memnun açıkçası, kafasını hızla çeviriyor, yanağında ufak bir gamze belirtisiyle köşeyi dönüyor ve gözden kayboluyor. Bu olay değişik gelişimler ama aynı sonuçlanmalarla sıkca gerçekleşirdi mahallemizde. İşte ogünlerde kendime söz vermiştim, asla bir hatunun beni maymun etmesine izin vermeyeceğim diye ama doğruyu söylemek gerekirse muz yerken düştüğüm ağaçların sayısını ben bile unuttum.
Biz erkekler özümüzde bu durumu bilsek bile, kabullenenler ve kabullenmeyenler diye ikiye ayrılırız. Kabullenenler duruma hakim olduklarından olayları önceden kestirip uygun tedbirler alabilirler. Kabullenmeyen, inatçılar ise ömür boyu inkar edip çevre tarafından dalga konusu olurlar. Hele bir de evliyseler durum daha da komik bir hal alır. Evde benim sözüm geçer derler ama perdelerin ne ara değiştiğini ya da yatak odası takımının yenilendiğini farkettiklerinde iş işten geçmiştir bile. Çocuklarla ilgili durumları, aile yaşamındaki önemli bilgileri hep en son öğrenmeleri de bunun açık bir kanıtıdır. Kadınlar birliktir. Zekalarını, birikimlerini sürekli paylaşırlar. Bir restoranda ya da benzer bir alanda tuvalete bile birlikte giderler, olayları anında değerlendirirler, aralarında sadece onların bildiği sırlar vardır. Bu bağlamda dernek kurmuşlar ya da mevcut dernekler içinde kadın kolu falan olmuşlardır. Sizin hatırladığınız bir erkek derneği var mı? Acıpayan Erkek Derneği gibi... Ama araştırın Acıpayan’da bir kadın derneği kesin vardır.Yoksa bile bundan sonra olur. Derneksiz olanlar günler falan düzenler. Amaç tektir; Rakip erkekleri zor duruma düşürmek. Tanıdığım bir memur amca bu durumlardan o kadar bunalmış ki, bir keresinde karısının “Galiba menopoza girdim.” söylemini alışılmış altın günlerinden birtanesi gibi algılamış ve “Bende beş kuruş kalmadı; Nasıl girdiysen, öyle çık.” diye cevaplandırmış. Ama kadınlar her zaman dayanışma içinde değildir. Zaman zaman aralarında bol çelişimli ve çok çekişmeli ilişkiler de yaşanır. Bunların en bilineni gelin-kaynana durumudur. Aslında bu rekabetin altında da aynı gerçek yatar: Kayanana kocasına yaşattıklarını, gelinin oğluna yaşatmasından hiç hoşnut değildir çünkü bir kadının aklından geçeni ancak bir başka kadın bilir, kısacası; “Sen o yolları giderken biz dönüyorduk” durumu...
Üçüncü bir gurup daha var aslında, eşlerine sözlerini ve üstünlüklerini göstermek adına onlara şiddet uygulayanlar ama onlara değinmeye gerek yok çünkü onların maymun olmak gibi bir lüksleri yok.
20/11/2008, Cüneyt Tamoğulları