Yine geldi çattı Aralık ayı. Gönlümde İstanbul esintileri olsa da, Brüksel’in güzelliğini de yabana atmış değilim çünkü bu şehir Aralıkta en güzel kıyafetlerini giyer, en kıymetli takılarını takınır, hoş bir dilberin balkondan attığı cilveli bakışlarla güler ; içten sıcacık…..bu sene bize de hoş bir edayla bayram için merhaba diyecek.
Saint-Nicolas ile başlar serüven. Benim ayrı bir sempatim vardır kendisine, onun da tıpkı bizler gibi bir göç hikayesi vardır çünkü. Anadolu’nun Ege kıyılarından çıktığı gönül yolculuğu, bindiği sevgi teknesiyle buralara kadar gelmiş, dayanmış. Her ne kadar son yıllarda Noel Baba ile girdiği rekabetten yıpransa da, o yine marur ve bir o kadar gururlu kişiliğinden ödün vermez. Çocuklar onu görmek ve hediye almak için yollara çıkarlar her ne kadar makul hediyeler verse de, Noel Baba gibi pencerelerden, bacalardan gizlice girmez evlere. Noel Baba’nın durumu, biraz kapıdan kovsan bacadan girer durumu yani. Nicolas amcamın ayakları yere basar, Noel gibi geyik ortamlarda uçmaz. Bence Saint-Nicolas rakı sofralarının aranan gönül adamıdır. Noel Baba ise daha çok pahalı şarap ve Noel Anneler gibi geliyor bana. Geçen seneler Saint-Nicolas’ı pek değiştiremez, sağlam karakteri vardır amma ve lakin Noel Baba ikibinli yılların pazarlama teknikleri içinde erotik pazarlara bile düşmüştür (o da nasıl bir fantaziyse anlamış değilim «Noel Anne kostümleri»). Saint-Nicolas şu zorlu avro günlerinde sokaklarda şeker meker dağıtırken, Noel Baba gerçek babaların sponsorluğunda caka satar.
Saint-Nicola her ne kadar, Anadolu’nun biz Türklerden önce konuğu olmuş olsa da, tıpkı Hititler ya da diğer Anadolu mirası gibi kültürümüzün değerlerindendir. İşte bu sebepten severim kendisini. Farklılıkların renkli uyumundan çıkan bir başka Anadolu insanı da Saint-Nicolas… Yaşadığımız şu sinir ötesi günlerde onlara ne kadar ihtiyacımız var.
Anneler ninni söylemeyi tamamen bırakmadan, Karacaoğlan’ın Elif’e aşkı kaybolmadan, Romeo aşkı savaş gibi görmeden önce kendimize gelsek iyi olacak !
İnanmasam da, umarım ikibinsekiz, ikibinyedi gibi sözde değil de özde Mevlana yılı olur. Belki o zaman dünyanın herhangi bir yerinde herhangi bir çocuk savaştan ya da başka bir çaresizlikten ölmez de, bu sefer bir hediye de bizden gider Saint-Nicolas’a ya da onun gibilere…
İyi seneler ve iyi bayramlar
08/12/2007, Cüneyt Tamoğulları