6 Aralık’ta değerli dostum Şükrü Sağlam ile birlikte bizim Binfikir ailesinin “Saint Nicolas, Nasrettin Hoca ve Gülmeyen Kız” oyununu izlemek için Brüksel’e gitmiştim. Oyunda ve sonrasında verilen resepsiyonda Erol Günaydın gibi bir tiyatro devini dinleme ve muhabbet etme fırsatı buldum. Ustaların ustasının yanında, aynı masada oturmak benim için bir ayrıcalık oldu. Anadolu insanının aydınlanmasında büyük emeği geçen büyük ustanın elini öperek kendisine teşekkür ettim. Günaydın, oyunda meddah, Karagöz-Hacıvat, orta oyunu, yani geleneksel Türk tiyatrosunu anlattı ve “Geleneksel Türk tiyatrosu seyirci ile oynanır” dedi. “Saint Nicolas, Nasrettin Hoca ve Gülmeyen Kız” oyununda seyircilerin, özellikle de miniklerin katılımı ustayı çok memnun etti. Bunun Türk tiyatrosunun önemli bir özelliği olduğunu vurguladı. Binfikir Oyuncuları’na Türkiye’de bile göz ardı edilen geleneksel Türk tiyatrosunu Belçika’da uyguladıkları için teşekkür etti ve her zaman desteğe hazır olduğunu belirtti.
Günaydın masadaki sohbetimi sırasında bizlere İsmail Dümbüllü’yü, Nasrettin Hoca’yı ve Anadolu’da antik çağlarda tiyatroya verilen önemi anlattı. Kültür sanat zenginliğimiin farkında olmamamız büyük ustayı üzüyor. Serveti, parayı pulu, her şeyi bırakıp tüm hayatını tiyatroya adamış bir gönül insanı ile buluşmak beni mutlu ederken, eski günlere götürdü ve destanlarımızı ve köy seyirlik oyunlarımızı hatırlattı.
Eskiden köy odalarına Ramazan aylarında destancılar(gazelhanlar) gelirdi. 4-5 saat süren destanları hiç ara vermeden anlatırlardı. Dinleyenler pür dikkat dinlerdi. Destancılar sanki olayı kendileri yaşamışcasına heyacanlanırlardı. Bazen destana kendini kaptırıp ağlayan destancılara da rastlanırdı. Örneğin Hasan-Hüseyin’in Kerbela anlattığında hem kendi hem dinleyenler ağlardı.
Genellikle Salı günleri Emirdağ’a destancılar gelirdi. Cinayet, intihar, kaza, deprem gibi acı olayları bir sayfalık destanlara döküp, belli sayıda çoğaltıp, hem okuyup hem satarlardı. Son dönemlerde bu işi teyp yardımı ile devam ettirdiler.Emirdağ’dan Uzun Yaşar (Uzel) bu geleneğin son temsilcisiydi.
Düğünlerde ise seyirlik oyunlar oynanırdı. Gelin almaya gidilirken Efe Oyunu oynanırdı. Kına gecelerinde erkek evlerinde Arap Oyunu oynanırdı. Deve Oyunu da düğünlerin vazgeçilmeziydi. Köroğlu koçaklaması ile de Kasap Oyunu oynardık. Türkiye’de bile artık unutulmaya yüz tutmuş seyirlik oyunlarımız maalesef Belçika’da tamamen unutuldu. Emirdağ’da Karacalar köyünde Avukat Ahmet Şahbaz’ın gayretleri ile bu geleneğin tekrar canlandırıldığını duydum ve sevindim.
60’lı yıllarda Emirdağ’a çadırcılar gelirdi. İlk tiyatroyu onlarda seyrettim. Tabii ki Batı tiyatrosu ve modern tiyatroyu izlemeli ve araştırmalıyız. Ancak kendi öz değerlerimiz olan geleneksel tiyatromuzu bilmeden, öğrenmeden yola çıkarsak, kendimizi başkalarının kültürleri içinde buluruz. Bizim bir Emirdağ Atasözü vardır: “Elin topak evine özenip, kendi alaycığını taşlama”
29/01/2010, Fakı Edeer
Binfikir Gazetesi Ocak 2010 sayısında yayınlanmıştır