Her yıl izne gittiğimizde mezar ziyaretleri düzenleriz. Eş dost ve akraba mezarları başlarına gittiğimizde onlara Fatiha okuyarak vefa borcumuzu ödeme açısından ruhen rahatlıyoruz. Mezar taşlarında yazılı olan doğum ve ölüm ibarelerinde kişinin yaşını hesaplıyoruz, bir de hubbede kalan hoş sedaları kulaklarımıza geliyor. Hatırlayip bazen gülüp bazen ağlıyoruz. Biz küçükken ihtiyar gördüğümüz ak sakallı dedeler ve ninelerin yaş ortalamaları 60 küsür oysa Avrupa’ya geldiğimizde arkasından baktığımızda “bulicin (kot pantolon)” giymiş 60 yaşlarında bi Avrupalıyı yüzünü görmesen gençlerden ayırt edemiyorsun. Şaşırmamak elde değil. İster istemez aklımıza eğitim ve beslenme geliyor. Biz toplum olarak yazın ve kışın aynı gıdaları tüketiyoruz, spor elbisesiyle caddede koşsak “deli” derler diye koşmuyoruz, koşana da deli diyoruz ve yanlış beslenme artı hareketsizlik erken ölüme yol açıyor. Kendimizde stres kalmasa kahve çarşı pazardan ödünç stres alıyoruz, hormonlu gıdalar tüketiyoruz, aldığımız malın son kullanma tarihine bakmayı aklımıza getirmiyoruz. Belçika’daki Türk toplumunda tansiyon, şeker hastalığı ve kalp hastalığı çoğunlukta, istatistikler bunu göstertiyor. Sivil toplum örgütlerinin bu konuda toplumu aydınlatmada görev üstlenmesinin fayda sağlayacağı kanaatindeyim.
Kabristan
Vardım seyran ettim kabristanı
Ağaların beylerin kalmamış şanı
Yıkılmış üstünden kabir taşları
Esmişler dünyadan kaba yel gibi
Kimi murat almış kimi almamış
Kimi akılbali kimi olmamış
Yatarlar toprakta birer el gibi
Yeşermiş üstünde bir yeşil ağaç
Yitmiş umutları kalmamış amaç
Toprak suya onlar duaya muhtaç
Düşmüşler toprağa solmuş gül gibi
Aşık Fakı’m enin sonun burası
Emecek tenini toprak arası
Dünya’da sermayen kefin parası
Akarsın toprağa bir gün sel gibi
26/11/2009, Fakı Edeer, Binfikir Gazetesi Kasım 2009 sayısı köşe yazısı