Kilim Türklerde anadan kıza geçen düğüm hesabıyla yapılan geometrik şekillerdir. Kaç bin yıl eskiye dayandığı
bile bilinmiyor. Divanü Lugati’t-Türk’e göre 24 Oğuz boyunun bayraklarına işledikleri şekiller Türkiye genelindeki
kilim motiflerinde mevcuttur. Ne yazık ki bu binlerce yıllık köklü gelenek, geçmiş ve şimdiki T.C. kültür bakanlarının
ilgisizliği nedeniyle, yeterince tanıtılamamıştır. Çoğu insan kilimin ne olduğunu dahi bilmiyor. Belçikalı Türkler göçle birilikte kilimlerini de yanlarında getirmişlerdir. Ne yazık ki Belçika’da yaşayan şimdiki kuşak kilim dokumayı bilmiyor. İlk gelenlerden birkaç kişi ancak kaldı. Parmakla sayılacak kadar.
Kilim dokuyabilen kadınlarımızın, kilim dokurken hiçbir stres taşımadığı Amerikan bilim adamlarınca kanıtlanmıştır. Kilim dokuyan kişi, stresi nakışlara nakşeder. Kök boyadan oluşan kilimlerimize çok dikkatli bakıldığında stres aldığı görülmektedir. Sentetik ip ve boya ile yapılan kilim ve halıların kanserojen madde içerdiği iddia edilmektedir. Nesillerden nesillere aktarılan bu el sanatımızın Avrupa’daki çocuklarımıza öğretilmesi ve tanıtılması her hassas Türk’ün görevidir. Örneğin en basitinden, Türk halk el sanatları ve kilim sergisi açılabilir. Kilim dokuma kursları verilebilir. Bu konuda kültür müşavirliğimize de iş düşmektedir. Çok tartışılan Türk Kültür Merkezi açıldığında bu merkez kilim örneğinde olduğu gibi halk sanatlarımızın da Avrupa’ya taşınmasında büyük rol oynayabilir. Bu merkez bir taraftan kendi değerlerimizi kendi gençlerimize tanıtır ya da hatırlatırken diğer taraftan bizim kendi gerçek değerlerimizi Belçikalılara da tanıtma imkanı verecektir.
Mustafa Kemal Atatürk’ün de dediği gibi “Kültürüne sahip çıkmayan milletler kaybolmaya mahkumdur.” Kilim sadece bir örnekti. Kendi kültürümüzü önce kendimiz tanımalıyız ki, başkalarına da tanıtabilelim.
25/03/2009, Fakı Ereer, Binfikir Gazetesi Mart 2009 köşe yazısı