Geçtiğimiz ay Sedat Kaya Başkanlığı’ndaki Türk Dernekler Birliği (TDB) Türkçe yayın yapan basın mensuplarını davet ederek onların Belçika’daki Türk
derneklerini değerlendirmelerini istedi. Binfikir ve Sabah Gazeteleri için dernek çalışmalarını yakından takip eden bir haberci olarak ifade ettiğim görüşlerimi sizlerle de paylaşmak istedim.
Belçika’da yaşayan Türk toplumu olarak aklımız, yüreğimiz hep Türkiye’de. Bu çok güzel bir vatan sevgisi, özlemi ve içinde yabancı olarak hissettiğimiz bu toplumda bir yerlere ait olma arayışımıza verdiğimiz en şefkatli cevap:”Türkiye bizim anavatanımız”. Bunun bir yansıması olarak da yine bu toplumdan çıkan sivil toplum örgütleri de Türkiye konularında çok hassaslar. Buraya kadar söyleyecek bir sözüm yok. Bunlar son derece doğal refleksler.
Ben başka reflekslerimizi de harekete geçirmemiz gerektiğine inanıyorum. İçinde yaşadığımız toplumun bizim olduğunu kavrayarak, bizle birlikte varolan bir toplum olduğunu görerek kendimizi bu toplum içine yerleştirmekten bahsediyorum. Buralı da olmaktan bahsediyorum. Bu anlayış yerleştiğinde Belçika’da gelişen herhangi bir olayda biz de bu ülkede yaşayan, buralı ama Türk kültürüne sahip bir toplum olarak kendiğilinden bir refleks gösterebiliriz.
Sivil toplum örgütlerinin, toplumu bir amaç etrafında örgütleyen ve bu anlamda toplumsal ve politik yaşam içinde birer güç olması gereken kurumlar olduğunu düşünüyorum. Bu kurumlar gerektiğinde hem içinde yaşadıkları toplumu hem de temsil ettikleri toplumu bilgilendirme, önünü açma, sorunlarına çözüm arama, projeler üretme ve uygulama gibi sorumluluklar taşıyor. Bu anlamda Türk toplumunu bilgilendirme, sorunlarını tespit edip yardımcı olma, çözüm arama konusunda son derece başarılı çalışmalar yapan örgütlerimiz var. Rıfat Can başkanlığındaki Turkse Unie ve Sedat Kaya Başkanlığındaki TDB bunlardan çalışmaları en dikkat çeken iki örnek. Hatta bu iki çatı kuruluşu, Türk toplumu ile Belçikalılar arasında köprü olma anlamında da güzel faaliyetler yapıyorlar. Ancak sivil toplum örgütlerimizin bana göre eksiği içinde yaşadığımız toplumda varolan gelişmelere refleks gösterememek. Bu reflekse dair bir örneği Avrupalı Türk Demokratlar Birliği (UETD) gösterdi geçtiğimiz yıl, devlet reformları tartışmalarında yabancıların sesini duyurmaya çalışarak. Buna benzer çalışmalarla bu ülkede yaşadığımızı ve ülkenin tüm sorunlarında yabancı olarak olarak değil, bu ülkenin bir sivil toplum kuruluşu olarak görüşlerimizi yansıtmalıyız ve ancak bu tavırla içinde bulunduğumuz toplumda da sivil toplum örgütü olarak demokrasi çerçevesinde bir güç olabiliriz.
10/03/2009, Serpil Aygün, Binfikir Gazetesi Mart 2009 köşe yazısı