Pek gençti tanıştığımızda. Tez kaynaştık. Kendisine sorduğumda yeterli cevap veremedi ama nedense evvel zamandan kalma bir gizemi, çekiciliği vardı. O kadar esrarengiz ve o kadar ışıltılı gözleri var ki… Büyüleyici biri. Herkesle iç içe oluverir, imrenilecek şekilde çabuk uyum sağlar, insanın içini ısıtırdı. Hep güler, güldürürdü kalbini. Ara bulan, barış köprüleri kuran idi. Hala anlayamadığım bir sevgi kaynağı, dibi belirsiz kuyusu vardı sanki. Bahçıvan gibi bitmez bir aşkla aşılardı cevresini. Vergi iste! Parmak ısırtıcı yakışıklı ama nazar değince çiçek gibi solan asil ve kibar cinsten.
Büfesi dolup taşardı insanlarla. Müşteri kim, görevli kim? Unutulurdu. Samimi olurdu avukatıyla da dilencisiyle de. Işte böyle biri idi bizim dönerci. Hani imrendiğin, ilham aldığın, O’nun gibi olmak istediğin örnek kişi. Herkesin bildiği mahalle delikanlısı, genç kızların rüyalarındaki prens değil – daha öz, somut ama aslı belirsiz. Ben bile, yeri geldi aşık oldum, yön eline, tatlı diline, güzel varlığına. Yetenekten dolup taşardı, sporda da, bilimde de, tuttuğunu altın ederdi adeta. Dünyanın halleri işte, çekemeyeni pek çoktu. Itiraf edeyim, hem gurur duyardım onunla hem de kıskanırdım keratayı.
Uzun yıllar oldu, döner bıçağını askıya asalı. Yuvadan uçan misalince, birden ortadan kaybolmuştu. Kimsenin anlayamadığı azimle, dönercilikte vaktini geçiren o efsanevi çocuk kendine has şekilde yoklara karışmıştı bir gün. Epey aradım ilk başlarda ama sonra her şeyin unutulmaya mahkum olduğu hayatlarımıza devam ettik. Koşturmaca, geçim derdi, seyril sefa derken yaşlandık işte. Arada hatırlarım onu, özlerim bazı halleri ve anılarıyla. Ne kadar korkusuz, doğal yaratıktı. Yaşam dolu ve çılgın, şelale gibi. Hala sırlarına ermiş değilim elbet, ama bir şey anladım. O dostum bildiğim, vaktinde kavrayamadığım, nice hayat nutuğu parçalayan dönerci çocuğun onca hayran ve hayret besleyen gizemi, basitçe, nadir masumiyetiymiş. Kendi çocuğumda gördüm bunu.
Çark işte. Bi aralar bizim tüccar Ali'den haberini aldık, zaten girmediği delik yoktur O’nun. Amma doğru amma yalan, tuhaf haberlerdi. Uzak alemlere göç etmiş, yörük, aptal ve çoban olmuş. Dere tepe dolaşmış. Düğümlenmiş. Donanmış. Aklını bile yitirmiş. Insan içine çıkmaz, geceleri yaşar, garip bir adam olmuş. O bal akan ağzı tatmış, saçları uzun, bacakları kar gibi akmış. Artık dönercilik aksine, ruhu semalarda döner durur, esrarengiz sözler nakkaşlarmış elirdiği yere. Galiba şimdi anlıyorum onu ve ebedi derdini.
01/11/2009, Mustafa Kör
Binfikir Ekim 2009 sayısından alınmıştır