Eylül gecesi. Bir yerde, bir evde. Sessizliği radyo sustururken. (meraklılaırı için: çalan müzik cazdı)
Sigara, alırmısınız? Biliyorum, kötü alışkanlık. İşte, naparsın. Ha ha.
-Nasıl mıyım?
-Ne yalan, kır evim melankoliden taşıyor. Hüzün de olabilir. Bu iki duygu arasındaki farkı ayırt edemiyenlerdenim. Galiba.
Adım Ozan benim, pekala. Ama hayır, duygusal değilim. İspaat: niyetim kötü. Bu ıssız cuma gecesinde zihnimde yatanları ilk sonbahar kokulu nefesi üfleyen yel gibi savurucam. Sabrım taştı, bıktım hepsinden. Sanki başka sığınıcak park, hovarda, gecekondu, köprüaltı veya ülke yokmuş gibi kafatasıma yerleştiler. İşkal ettiler. Çocukluğumda köyümüze gelen çingeneleri bille arattırıyor bunlar.
Yo, bak şimdi hakkımı yiyorsun. Bilirsin, aslında mütevazi adamımdır, sabırlı da. Ama yeter artık birader, o kadar süre konuk ettimişim ki onları, misafir kim, ziyaretçi kim belli değil. Hapur hupur yiyorlar, kitaplarımı dağıtıyorlar, pardüsüm haftalardır başkasının vücudu kokuyor, bağırarak konuşuyorlar, sonra horul horul uyuyorlar. Gerçekten, fazla oldu artık. Baksana abi, isimlerini bile kafadan öğrendim: Savaş, , Coşkun..
-Tanrı gönderir. Misafirperver ol!
Hayhay, haklısın. Lakin, her şey iyi güzel ama, el ayak çekilince geride bıraktıkları bulaşık, döküntü, kir, dolup taşan kül tablaları... Baş ağrımı da üstüne kar koy. Harbi söylüyorum, tekdir takdir anlamıyor bunlar. İnsan bu kadar yüzsüz olmaz ki! Bonkörlük bir yana, her şey karşılıklı. Devir devrim devri. Vızır vızır akıyor zaman, bak sana yakında Marsta mangal yapacak herifler. Aynı yerde, aynı ortamda, aynı kişilerle kalmak, geri gitmekmiş. Bu yüzden -tabiri caizse- acilen defedicem hepsini, her şeyi. Yeni, yepyeni dostlar edinmeye, tertemiz mekanlarda gezmeye, masum vakalar yaşamaya karar verdim. Senin anlayacağın, göçüyorum buralardan. Yeniden doğar gibi, ne hoş.
-İsimleri?
Aslında sır tutmak isterim. Ağızdan çıkan her bir sözcük ölmeye mahkum bilirsin. Biz ise can arıyoruz. Neyse, biz bizeyiz, sakıncasi yok sanırım. Tek güvenimi sarsmayan bi sen varsın.
Kimselere söyleme ama, yeni dostum, Barış. Yasamak istediğim yer Ufuk. Heyecanla beklediğim vaka sonsuz aşk.
Sen mi?
Nasıl.. Ya sen.. sensin işte. Bittebiyes aynam. O kadar alıngan olma moruk, sen ebedi dostumsun.
10/10/2008, Mustafa Kör, Binfikir Gazetesi Eylül 2008 sayısında yayınlanan köşe yazısı