Belçika'nın Türkçe gündemi... Belçika'nın
Türkçe
Gündemi! 
Brüksel Hava 
Durumu için tıklayın! Charleroi Hava Durumu 
için tıklayın! Anvers Hava Durumu 
için tıklayın!
Brüksel Charleroi Anvers
Gent Hava Durumu 
için tıklayın! Liege Hava Durumu 
için tıklayın! Genk Hava Durumu 
için tıklayın!
Gent Liege Genk
 
 Yazarlar / Çizerler



















BAĞDAT

25.03.2008


Bilmem bir Allah’ın kulu biliyor mu ama, 1825 gün oluyor. Beş yıl. Dile kolay. Önümüzdeki 19 Mart, onca gün gelip geçmiş olacak. Evet, Bağdat’a ilk (ilk mi?) Amerikan bombaları düşeli beş yıl. Akla gelen ilk soru: Değişen ne oldu? Garip bir şekilde alıştık sanki. Günlük haberlerde bazen günlerce bile bir haber alınmıyor, halbuki dünyanın göbeğinde kanlı bir savaş sürmekte. Hani şu Arap ülkesi vardı ya? İşte Saddam, petrol, Babil, insanlığın doğduğu beşik falan. Orası. Yanıyor. Kan ağlıyor. Hala.

 

Diyelim ki orada bir kadın var. Bir ana. Altı çocuk anası. Önceleri kocası vardı, belki bir evi, kurak olsa da bir bahçesi, okula giden kızları, ve belki yarım tok özgürlüğü. Ama en değerlisi, gururu. Bilanço ağır. Ne ev, ne eş, ne sen kaldı. Harap oldu o ana, onun kalbinin tek atma sebebi gururu. Feryat ediyor olsa gerek, çamurdan duvarlardaki dünyanın bekçi köpeği kırmızı beyaz bayrağın renklerindeki kanlı lekeler, yavrularının. Kurtuluş adına gelen askerlerin adım attıkları sokaklarda artık top sektiren çocuk, tıklayan at arabası, seyyar satıcının mobileti değil, kendi yattığı toprağın altından gelen benzini içen cip ve tankerlerin gürültüsü.

 

Ne diye yazıyorum ki bunları? Bilinen şeyler değil mi? Hepimizde “üzümü

ye bağını sorma” zihniyeti yok mu? Dünya büyük bir köy haline gelmiş

olsa da o kadar uzak yaşıyoruz ki birbirimizden, hala kasap ve koyun gibi

bacaktan asılıyoruz. Ne pahasına olursa olsun dönüyor çarklar, farkında

olmadan hangi mayınlar yatıyor kapitalizm hayatlarımızın altında. Bilmem

ben mi eski kafayım ama eğer bu insanlığa aykırı krize bir dur demezsek; eğer bu beşinci yıldönümünde sesimizi duyurmazsak; bu haksızlığa, çirkin oyuna, bu kirli, bu kahpece ayak üstü tutulan sisteme; kalbe, şerefe, kısaca yaşama yakışır bir cevap vermezsek, vay halimize. Eğer gerçekten

eğri oturup doğru konuşacaksak, eğer bu düzeni sadece kınayıp iki dakika sonra koşturmacaya devam etmekten bıktıysak; o zaman üçüncü dünya

ülkelerini yavaş yavaş açlıktan, hastalıktan da ağır ve uzun bir ölümle ortadan kaldırmak yerine hemen yarın, hatta bugün, şimdi atom bombasını atıp kurtulalım. Hiç olmazsa utancımızdan kıvrılmayız, 500 Euro’luk cep telefonumuzla, espresso makinamızla, duplex dairemizle, magazin dergilerinden örnek aldığımız hayatlarımızla, kruz kontrollu arabamızla yolumuza keyifli keyifli devam ederiz.

 

Yargılamak kolay. Uzaktan lafı çöp ile uzatmak, bilgisayar ardında yazar sıfatında dört-beş satır yazıp, ardından sigara yakıp günün işine bakmak basit, hatta alçaklığın ta kendisi.

 

Tek düşüncem: O kadın, beni doğuran ana olabilirdi.


25/03/2008
, Mustafa Kör, Binfikir Gazetesi Mart 2008 sayısı köşe yazısı  

5 / 5 (6 Oylama)


mustafakor@binfikir.be


 



 

Yazar ve Çizerler

© 2004-2007 
OpenWings