Ben kimliksizim! Bu bir tercih, katiyen herhangi bir protesto amacıyla veya siyasal görüş nedeniyle yapılan seçim değil.
“Kendinizi Türk mü ya da Flaman mı hissediyorsunuz?” Bilmem kaçıncı gazeteci tarafından tekrarlanan bu soru. Geçen gün gene aynı manzara: hafif Anvers aksanlı, orta yaşlarda, kumral bir bayan. Allah güzeli her cinste yaratmış. İzahatın sebebi: artık sıkıldığım derecede çok duyduğum soruya, özene özene yanıt vermem gözlerinde sıradışı bir ışık sezmem olsa gerek. Hulusi kalpten merak ediyor olmalıydı ki, soluksuz dinledi. Buna inanman benim körlüğümden de kaynaklanabilir ama o ayrı konu.
Ben kimliksizim! Bu bir tercih, kattiyen herhangi bir protesto amacıyla veya siyasal görüş nedeniyle yapılan seçim değil. Hatta bir Vergi derim. Zira, umarım onca yol tepip evimde konaklamanızın esas sebebi sanatım, sanatcılığım. Sanatcının niteliği ise, ana, göbek, yani gerçek özü, tarafsız, kimliksiz, yani açık, saf ve kör(!) olması. Bu karmaşık ve bazı kısımlarda çeşitli, çelişkili, tepkilere yol açan bir durum. Dolayısıyla sözlerimin yankısının fevkalade bilincindeyim.
İnsan oğlu doğduğu günden, hatta ilk ana rahminde tohumlandığı dönemden itibaren lekelenir. Yükümlülük hissi bu. Çünkü var olmuştur. Ve varolmak doğrudan, yargı, seçim, ayırım ya da katılım, kısacası günahkar olmak demektir. Diyeceksiniz ki “ kimliksiz insan olur mu? ” Ve eminin çoğunluk böyle düşünüyor. Sürü düşünce tarzıdır bu zaten. Ölüm kalım dünyası, herkes bir kurum, bir gerçek elde edinebilme çabasında. Bu durumdan utanılıcak da hiçbir şey yoktur, gayet normal bir durum bence. İnsan bir şeylerle meşgul olmalı, çünkü boşluk nizamın düşmanıdır. Sonuçta tüm bu yaşam, yaptığımız seçimler, koyulduğumuz işler, elde ettiğimiz maddi ve manevi değerler, kısacası, bizi biz yapan, yani kimliğimizi belirleyen tüm bu haller; işte asıl gerçek, asıl kurtuluş o değil, tersine boyunduruktur.
Biliyor musunuz, o kadar isterdim siz başka olsaydınız; bana: memleket nere, hangi takımı tutuyorsun, tahsilin, cinsin, ırkın… tarzında bayatlamış sorular yöneltmeseniz. Bağışlayın, size belki de basit bulduğunuz bir sır vereceğim. Az sonra yollarımız ayrılacak, koşturmaca hayata devam edeceğiz. Ta ki bir son nefesin ölümüne kadar. Kaçınılmaz soru, nasıl bir yaşam sürdüm, kimlere, nelere zamanımı harcadım. Hepsi boş. Yaşadığınız hayata geri baktığınız da önem taşıyan tek bir şey kalır. Ne ve kim olursa olsun, herhangi şekil ve sima, bayrak, toprak, kültür, bunlar kimliğiniz değildir. İşin sonuna dayanan asıl gerçek, mekan, mal mülk, şan şöhretten ziyade sevme, sevebilme ve sevdirebildiniz mi, sevgi ve aşkla yasadınız mı sorusunun sonucudur. Gerçek kimliğinizin yanıtı orda yatar.
25/12/2007, Mustafa Kör Binfikir Gazetesi Aralık sayısı köşe yazısı