Genç bir kızken İstanbul’un göbeğinde terörü yaşadım. Bakırköy Akşam Ticaret Lisesinde İngilizce öğretmenliği yapıyordum. Yine o yaşlarda genç anne adayı oldum. Karnı burnunda okul koridorlarında koşuşturup, zil çalınca da ders anlatırken bütün gün çalışmanın yorgunluğunu atmaya çalışıyordum. Para kazanmak hedefimdi diyebilirim, ama en önemli hedefim en yakın olanı işe yaramak, faydalı olmaktı. Hem akşamları hem de gündüzleri çalışıyorduk. Beş yıl sürecek bir yaşamın içindeydik.
O günlerde görüşün ne olursa olsun sınıfta siyasi bir şeyler söyleyemiyorsan ağzından çıkanlar bilgi de olsa değeri yoktu. Mutlaka bir görüşün olmalıydı, o zaman takımın olurdu. Ben ders anlatan, öğrencilerine İngilizce öğretmek için canını dişine takan bir öğretmendim. Okul kapısında askerler beklerdi. Her giriş çıkışımızda kimlik gösterirdik. Çöp tenekelerinin dibi yoktu. Attığınız çöp yere düşerdi. Karşı görüşte olanlar yan yana oturmaz, yan yana yürümezdi. Karanlık sinemalara gidemezdik. Tenha sokaklardan tek başımıza geçmezdik.
Bir öğretmenin işi o yıllarda gerçekten çok zordu. Siz ders anlatırdınız, bilgi paylaşımı yapmak için çalışırdınız; sorduğunuz sorulara dersle ilgili olmayan yanıtlar gelirdi. Sizin hangi takımda olduğunuzu bulmaya çalışırlar, buna odaklanırlardı. Siz tarafsız olmaya çalıştıkça zorluk içinde kalırdınız. Ben ve eşim de bu zorlukları yaşayanlardandık. Tabi ki bir görüşümüz vardı. Gençtik, çok zor para kazanıyorduk, vatanımızı çok seviyorduk, ama görüşlerimizi diğerlerine aşılama çabasında değildik, isterdik ki herkes kendi çabasıyla aklıyla doğruyu bulsun, donanımlı gençler nasılsa yararlı bir şeyler yaparlardı.
Sağcısı da solcusu da vatanı kurtarmak istediğini söyler, ama bazen çaresiz kalırlardı. Bizler o yıllarda camın önünde oturmaktan korkardık. Serseri bir kurşunla ölüp gitmeyi kimse istemezdi. Hiç düşünmediğimiz sonlar yaşasak da, ülkenin hali bizi düşündürürdü. Çoğu zaman neler olup bittiğini anlamak olanaksızlaşırdı.
Bütün bunları niye yazdım dersiniz. Tarkan için yazılıp çizilenler ve duyduklarımız bizi o kadar üzüyor ki, şöhretiyle en tepe noktaya çıkan, bu özelliklere sahip biri çocuklarımıza örnek olmalı, doğru davranmakla mutlu olmalı. Bizim modellerimiz nerede? Niye yok oluyorlar? Bize basınla gelen bilgilerin yanlış olması için neler vermezdik.
Üst üste izlediğimiz dizi ve film ayni anda yayındaydı bu akşam… Biri yüreğimizi acıtmaya devam ederken, diğeri de acıttı acıttı… Güneşi Gördüm ve Hatırla Sevgilim…
Neşeli olaylara hasret kaldık. Geçmişi anımsatmaktan, ya da gösterilmesini istemediğimden yazmıyorum bunları, yüzyıla bakıyorum…
Yüzümüz neredeyse bir asıra yaklaştı gülemiyor, hep yaşananlarda bir suçlu aranıyor. Bu yıllar içinde yapılan büyük mücadeleyi Kurtuluş Savaşını, devrimleri bile hatırlamak yeter aslında.
Biz gülemez olduk, eğlenmeyi unuttuk, şakalaşmayı. Bu aralarda kendimize sormamız gereken bir soru var, “Biz mutluluğu, gülmeyi, neşeli yaşamayı hak etmedik mi?”
Size çocuklardan söz etmek istiyorum. Onlar bu olaylardan o kadar etkileniyorlar ki, hiçbir anlam veremiyorlar diyemeyeceğim. Tusinami, deprem, savaş, uyuşturucu, kelepçeler ve yoksulluk onları çok korkutuyor, çok olgunlaştılar.
Bugün çocuklarımızdan bir grupla yaşam çemberi hazırladık. Her çocuk kendi dünyasıyla çemberini oluşturdu. Dikkatimi çeken ne oldu dersiz?
Maddi hiçbir şey yoktu çemberlerde. “Demek ki” dedim, “eğitim bu işte” Ailem, eğitimim, kitaplarım, odam, hayvanlar, bitkiler dedi sekiz dokuz yaşındaki çocuklar. Bütün bunlar ne zaman; “Para, mal, marka ve silaha dönüşüyor?” anlamak çok zor. “Değişmeyin çocuklar” dedim içimden, “Sağlığım önemlidir, spor” diyen minicik öğrencilere bayıldım.
Lütfen sizler de çocuklarınıza yaşam çemberi yaptırın. Yaşantısında nelerin önemli olduğunu yazdırın, kaç tane yazmak istiyorsa yazsın. Sıralasın. Belki on, belki oniki… Sonra ayıklamasını, sekize indirmesini isteyin. Bakalım bu tek sözcüklü yaşamında tercih ettiklerinde neler olacak. Maddi şeyler göremezseniz endişe etmemelisiniz. Tersi de olabilir, sayısı fazlaysa ebeveyn olarak geleceğinden endişe edebilirsiniz.
Kendi kendime söz verdim, yarın okula gideceğim ve çocuklara bildiğim bütün eğlenceli öyküleri anlatacağım. İstiyorum ki dünyada neşelenmeyi bilmeyen çocuk kalmasın.
16/03/2010, Filiz Tosyalı