İnsan neler görür neler geçirir ne ayrılıklar ne yalnızlıklar yaşar hayatında. Çektiğimiz acılara neden olanlar çoğu zaman bize attıkları yaraların farkında bile değillerdir.
Ayrılık mıdır acıyı yaşatan, yoksa ayrılan mıdır? Yoksa kavuşan, kavuşmayı bekleyen midir?
İkisi bir olup çöreklenirler yüreğimize, yaşamımıza. Yalnızlığımıza çaresizliğimize bakmaz ayrılıklar… Derin yara bırakan bir duygu sandalıdır bindiğimiz, uyutsa da sızısı dinmeyen.
“Bir ayrılık bilirim gelmeden yaşatan.
Ellerim havada kaldı,
Doyamadım tadına sevginin.
Sevenin Severken ayrıldığı
Küçük bir yürek
Kuş kanadında çırpınır gibi.
Hafifçe büyüdüğü.
Habersiz sevgiden ayrılık…”
Anlamını bilmediği bir sözcüğün esiri olur küçük yürek.
Bense o küçük yüreğin esiriyim yıllardır. Severken gidişidir anıların… Siz de yaşarsınız, o da ben de… Yıllardır yaşar analar babalar. Tutamazsınız kayar ellerinizden.
O da, siz de gidersiniz, onlar veya onlar da uzaklara giderler.
Uçaklara, trenlere, vapurlara bakarsınız yaşlı gözlerle. “Sevgiyi yükledim” der kızarsınız, kavuşturan onlar olsa da yine…
Sizin için hiç bir şey ifade etmeyen tatlar dolaşır damağınızda. Anılarınız çıkar gelir bir yerlerden can acıtmaya, incitmeye, üzmeye. Boğazınızda acı bir hıçkırık çöreklenir, atmaya çalıştıkça yerleşen. Bir daha ne zaman nerede bilinmez, hiç beraber olamayacakmış gibi dertlenirsiniz.
Sevdiklerinden ayrılmak zordur insanoğlunun. Canından kanından ayrılmak başka şeye benzemez.
Ben her sabah onu görmeye alıştım. Uyanınca onunla olmaya gün boyu yeşil odasında.
Saçlarını taradım nemli taraklarla, kızgın bakışlarıyla. Canım sıkıldığında okşadım sıcacık yüzünü. Göğsüme dayadım dertlendiğinde. Büyüdü görmeden büyüdüğünü, hazırladığımı bilmedim başka sevgilere. Söylemedi en sevdiği rengin beyaz olduğunu, pulları, simleri sevmez sanırdım.
Ona öğretmedim ele yatak açmayı, koynuna girmeyi bir adamın. Sandım ki benim kokum hep yetecek, sandım ki yaşam çok uzun olacak onunla… Sevgim ona perde sandım. Yemek kokulu mutfağımdan başka mutfakta kaşıklamaz dedim pişmeden yemeği…
O bana nazlanır, bana dayanır, benim gençliğime öykünür, benim mutluluğumla mutlu olur sandım.
Dünyasının yorganıydım onun. Hasta günlerinin beşiği, habersiz sevginin esiri oldum. Onu bu günlere ellere hazırladığımı hiç bilemedim…
Mutluluk buysa dostlar, mutlu gözlerinde bunu gördüm, kendime bakmayı kendimde onu bulmayı denedim.
Arkasından bir tas su dökmeyi, el sallamayı seçtim.
Gittiği yerden dönecek kadar içinin yanmamasını, gözlerinin dolmamasını diledim.
05/09/2009, Filiz Tosyalı