Rakamların binlerce yıllık serüveni vardır. Sıfırın bulunması, rakamların şekillenmesi, alışılmış birer simgedir.
Georges Ifrah rakamların evrensel tarihini incelerken kendisine öğrencilerin yönelttiği soruya yanıt bulabildi. “Rakamların Geçmişi” sembolleşmesi bir tarih oluşturabilir, kolaylıkla yazılabilir. M.Ö 3000 dolaylarına gitmek yeter. Müzik için böyle bir yanıtı bulmak mümkün değil diye düşünüyorum. İlk insandan günümüze var olan bir akış müzik. Kimse benimle var oldu diyemez. Bir Müzik tekniğinden ya da çalgısından söz edilebilir.
Bebeğin ağlamasıyla, rüzgarın esmesiyle başladı müzik. Müzik doğada insan var olmasa da yaşar. Müzik dünyada sesle başladı, bir müzik aletiyle değil. Dünyanın akan canlılığı içinde var olan hareketle doğdu müzik. Duygular hareket etti, insan hareket etti, müzik bir sanat olarak ortaya çıktı. Bir hüznü barındırır aslında. En sevilen ayrılık şarkıları, en beğenilen ümitsiz aşk şarkıları olarak işledi yüreklerimize.
Dünyanın neresinde olursanız olun müzik size ulaşır sizi bulur. Ama bir insanı en fazla içine çeken sarıp sarmalayan kendi özgün müziği diyebilir misiniz? Bence dildir. Şiirdir, güftedir dinlediğiniz, ama bazen bir mırıldanma bir ses tonu bile etkilemez mi sizi, bizi.
Oturur yüreğinize. Her kulağınıza geldiğinde onu görür, onu yaşarsınız.
Müzik bazen bir görsel tablo gibi kazınır yüreklere. Bir şarkıyla bir güzel çizilir, gelir oturur karşınıza, gitmez bekler sizi hüzünlendirene kadar. Bir nakarat size her şeyi anlatır, aşk acısını yaşatır, yürek çarpıntısı yaratır.
Dinlediğiniz bir şarkı sizin kendi gerçeğiniz olup çıkar. Duygulara şekil vermede müzik ustalıkla yol alır. Ağlatır gözyaşı döktürür. Bir tatil günü dinlediğiniz müzik sizi ayrılıklara, sayılı günlere taşır. Yılları hatırlatır. Gözlerin yaşarmasına kalbinizin hızlı hızlı çarpmasına neden olabilir. Renk olabilir, pembe, sarı, yeşil, mavi yapar dünyanızı. Kapkara eder bakışları, hırçınlaşır yüreğinizin dalgalanışı. İşinizin yaşamınızın temposu olur çıkar.
Müziğin kültürel görevi başka bir sanat dalına yüklenmeye kalksa o sanat dalı o yükü taşıyamaz hale gelebilir.
Teninin kokusu,her an acı veriyor adama,
Canımın dokusu,sen de yüzünü çevirme bana.
Yanarım içime,yine dert olur gidişin.
Saymadım bilerek,aşkımı kaçıncı terk edişin
Acıları hissetmeyi,
Bilirim yürek tüketmeyi,
Sustukça önümde eğilmeyi,
Kabul et beni yorma diyor.
Başıma bela ediyor,yüreği heba ediyor,
Her acıya kandı yürek,canıma mı kastediyor
Yüzümü bu son görüşün,tenimi bu son öpüşün,
İkimizi son bölüşün,bu da beni mahvediyor
Derken Serdar Ortaç söylemez şarkıyı, söyleyen sizin özlediğiniz sizin sevdiğiniz olur çıkar. Ya da bir Barış Akarsu şarkısıdır sizi etkileyen
Gir içeri usul usul
Beni bu dertten kurtar
Yabancısın buralara
Nerelerden geliyorsun?
Otur dinlen başucuma
Belli ki çok yorulmuşsun
Müzikle yaşamadığını savunan birinin bile bir şarkısı, ruhunun coşkusu vardır. Hiç etkilemeyen bir şarkı farklı bir ruh hali içindeyken sizin şarkınız olup çıkabilir.
İzlediğiniz bir dizi sizi o kadar etkiler ki, filmin yapımcısının seçtiği müzik evinizin, sizin kalbinizin şarkısıdır. O şarkıyla bütünleşirsiniz. Elveda Rumeli’yi izleyen herkes
Elveda Rumeli Jarnana Türkçe :
su verir misin bana kahküllüm?
neyle vereyim mis kokulu gülüm?
jarnana, jarnane, jarnana kahküllüme
elinle versen, kahküllüm
ya elim dolu olursa, mis kokulu gülüm?
ya elin dolu olursa, güzel kahküllüm?
yüzüğünle veririm, mis kokulu gülüm.
Şarkısından etkilenir.
Müzik ile yaşamak aşkla sevgiyle dostlarla yaşamaktır. Müziksiz kalamayız. Müzik yaşamımızın hareketi canlılığı sevgisidir.
30/07/2009, Filiz Tosyalı