Yoğun bir yaz programının ilk turunun sonunda Milas Havaalanından bir uçakta zar zor yer bulup, İstanbul’a uzandım. Gideceğim havaalanı belli; Sabiha Gökçen. Kadıköy’e daha yakın olması üstelik de servis bulabilmem beni tercihe zorladı. Yeşilköy Havaalanına inmiş olsaydım, ulaşmamı geciktiren bir trafikle karşılaşacaktım. Uzun zamandır hizmet vermeyen belli servis araçlarının yokluğunun sıkıntısını Yeşilköy Havaalanında yaşayarak üzülecektim. Ulaşım araçlarıyla gitmek istediğimde bambaşka bir semte gitmek zorunda kalıp, oradan da evime yerime ulaşmak için köprüden geçecek araçlar arayacaktım.
İlk kez gündüz yolculuk yaptığımı fark ettim.
Bir bardak domates suyumu alınca bulutların arasında huzur içindeydim. Ekmek arası ikram edilen yiyecekler umurumda bile değildi. Küçücük uçak içinde omlet kızartarak her tarafı yumurta kokusuna çeviren ikramları da görmüştüm. Bir gün önceki uçakta ikramsız gelen arkadaşımın ilacı avucunda kalmıştı. Bunu duyan biri olarak, yiyeceklerin çok temiz ve dolu dolu sunulması sürpriz oldu.
İstanbul üzerinde uçağımız bir gelin gibi süzülürken mükemmel kaptanımızın ve hosteslerimizin desteği ile çok iyi bir yolculuk geçirdiğimizi düşünüyorum.
Uçak yolculuğunda en sevdiğim şey bagajsız yolculuk yapmak. Hangimiz bagajsız yolculuk yapabiliyoruz? Bazen yolculuğumuz kabusa dönüşebiliyor. Bu yıl şirketlerin hepsi geleneklerimizi adeta unuttular, hoşgörüyle biraz bizlere avantaj sağlamaktan yana değiller. Çok titiz davranıyorlar, ölçüyorlar, biçiyorlar ek ödemeler yaptırmak için ellerinden ne gelirse yapıyorlar. Bazen birkaç kilo için valizleri açmak yeniden düzenlemek zorunda kalabiliyorsunuz. Hediyeler, davet giysileri, ya lazım olursa diye sıkıştırdığımız seyahat eşyalarımız… Eşya taşırken hepimiz büyük zorluklarla karşılaşıyoruz. Valizleri ölçmeden tartmadan yola çıkma alışkanlığı edinmiş olanlar, alanlarda bu yıl nedense sıkıntı yaşıyorlar. Bütün bunların ekonomik krizle ilgili olduğu uçağa binene kadar, değişik yolcu konuşmalarından kulağınıza gelip, bizleri düşündürüyor.
Ben bu gün hiç de ağır olmayan bir çantayla yolculuğun bencilliğini yaşıyorum. Herkesten önce çıkmak, herkesten önce seçmek, geçmek çok zevkli. Hele valiz kuyruğuna girmeden servise oturma hayali kurmak nasıl bir ruh hali yaşatıyor tahmin edebilirsiniz.
Sabiha Gökçen Havaalanına çıktım.
Kendimi bir pazaryeri kargaşası içinde buldum. Alan karmakarışıktı. Yıllardır görmediğim bir düzensizlik, sağa sola koşuşturan insanlar; kan ter içinde oradan oraya yürüyorlar, hangi yöne gideceklerini şansa bırakıyorlardı. Nerede duracağına karar veremeyen taksilerle karşılaştım. Görevliler yerlerinde görünmüyorlar, oradan oraya yer değiştiriyorlardı. Bir karmaşanın, düzensiz bir ortamın içine düşmüştüm. İlk kez Türkiye’ye gelmiş olsam, 21. yüzyılı hiç yakalayamamış bir yere geldim sanırdım. Belki havaalanına bazı binalar, dosyaların saklanabileceği şekilde ekleniyordu, ama bu karmaşanın nasıl ortadan kalkacağı ile ilgili bir bilgi görünmüyordu. Bitmiş binalarla henüz yeni bitenlerin hizmetleri birbirine karışmıştı. Biraz yüreğim burkuldu. Bu ülkede doğmamış birinin yorumlarını düşünmek beni yıpratıyordu. Otobüslerimin kalktığı garajların düzeni hep beni gururlandırırken, uluslararası uçakların indiği bir havaalanının durumu yüreğimi acıttı.
Tuvaletler de ne yazık ki içler acısı halde, biten tuvalet kağıtlarını değiştirebilecek görevliler uyarmadan size kağıt getirebilecek bir çalışma düzeni içinde değillerdi. Uzun bir kuyruğun sonunda sıranızın gelmesini beklerken üç kadın tuvaletinden birinin girilemeyecek hale gelmesi daha da kızmama neden oldu. Ben nereye gelmiştim. Daracık tuvaletin içinde küçücük çantama bile sahip çıkamazken valizim olsa onu ne yapabilirdim?
Bence İstanbul Sabiha Gökçen Havaalanı tekrar ve yeniden düzenlenirken oldukça sıkıntılı zamanlar geçiriyoruz. Ne yapmamız gerekir derseniz, çoluk çocukla ya başka bir Havaalanı seçeceğiz ya da gözümüzü kapatıp düzenleneceği, Yeşilköy Havaalanının özelliklerini taşıyacağı zamanı bekleyerek seyahatlerimizi tamamlayacağız.
Az eşya, az valiz gibi önlemler alarak, şu sıkıntılı yaz günlerini geçirmenizi, tatilinizin daha ilk günlerinde sıkıntı yaşamamanızı arzu ettiğim için; alanı size, sizi alana taşımayı düşündüm.
28/06/2009, Filiz Tosyalı