Şiddet ve kötü sözdür aşkı öldüren. Aşık olduğunuz kişiyi her zaman yüceltmelisiniz.
Şiddetten hepimiz yakınırız ama farkına varmadan da en sevdiklerimize bile şiddet uygularız. Mutlaka yerlerde süründürmek silah altında kıvrandırmak değildir şiddet. Korkutmaktır, üzmektir, tehdit etmektir. Sevilmiyorsun, beğenilmiyorsun duygusunu, bana zorunlusun duygusunu yaşatmaktır. Bir gün terk etmeyi düşünmediğimiz halde terk edileceksin diye rahat ettirmemektir.
Şöyle bir oturup düşünün neler sizi üzüyor? İsterseniz bir de liste yapın. Bir de sizin aşık olduğunuz kişiyi neler üzüyor olabilir onun listesini hazırlayın. Aslında iki ayrı liste yapmanıza gerek yok. Ayni liste size de ona da yeter. Sizi üzen şeyler nelerse dünyanın dört bir tarafında yaşayan insanları da üzen onlardır.
Sevdiğini her gün kıran, kızdığında gözü bir şey görmeden en ağır sözlerle karşısındakini hiçe sayan insanlar belki de şiddet uyguladıklarının farkında bile değillerdir. Şiddet kuvvetlinin zayıfı inlettiği bir sevimsizliktir. Farkına varmadan şiddet uygulayanlar dönüp de neleri kaybettiklerine bir baksalar, çok rahat kendilerine gelip bir daha şiddet uygulamazlar.
Otuz yıl süt liman yaşadıklarını düşünen bir aile ile tanıştım. Erkek kadın tarafından terk edilmek üzereydi. Terk edilmeyi hak etmediğini düşünen erkek ve artık dayanamadığını haykıran bir kadındı karşımdakiler. Bazen incitiriz incitiriz. Sevdiklerimize acımasız davranırız. Bir tarafta mutlu olma, gülmek neşeli yaşamak vardır. Buna rağmen seçilen yaşam şekli düşündürücüdür. Nasılsa sürekli bağırıp çağırabileceğimiz, kıracağımız, kırdığımız halde bizi bekleyecek bize gönlü açık biri var ya, çullanır da çullanırız.
Danışanlarımdan biri bana bir gün sevildiğine inandığını iddia ediyordu. Benim her zaman olduğu gibi yorum yapma şansım koçluğum nedeniyle yoktu. En azından o an tarafsız olabilmeliydim. “Düşünebiliyor musun dün bana eşek dedi, beni seviyor”
Ailelerde bazen ekonomik bazen sosyal nedenler dayanmayı katlanmayı getirir. Öfke frenlendikçe bir taraf gücünü kaybeder, siner. Önce her şey iyimiş gibi görünür. Ama ne yazık ki durum çok farklıdır. Aşık ve sinmiş bir taraf yaratılır. Sürekli bir tarafın idare etmesi, hedef üzerine oturmuş tartışmaları aile içinde eritiyormuş gibi algılanır. Genelde sonu öpücüklerle, küçük aflarla ve sevişmelerle bitti görünür. Olayın kapandığını algılamak özellikle kendini güçlü gören, güçlü sanan taraf için geçerlidir. Zaten o güç timsali kişi; karşısındakini, biricik aşkını düşünmeye bile gerek duymaz. Kendisi haklıdır. Karşısında değişmelidir, düzelmelidir çünkü; her şeyin suçlusudur. Oysaki karşı tarafın bilinçaltında fırtınalar kopmaktadır. İçinde yaşadıkları saldırılan hedef tahtası oluşudur. Tahta kırılmaya başladığında öfke bilinçaltında kıpırdanmaya başlar. Ama diğeri yaşattıklarından habersiz, her olayda haklı olduğunu düşünerek, gururun ve gücünün sarhoşluğu içinde aşkına hırsla indirir de indirir.
Aşka dayanan tarafın, olaylara dayanma nedenleri ortadan kalktığı anda, beraberliğinin sonu geldi demektir. Dayanma nedenleri; çocuklar olabilir, sosyal konum, yaşam, kaybedilmek istenmeyen olanaklar, aile büyüklerinin bakımı v.s. Suskunluğun bittiği bir gün mutlaka olacaktır. Çocuklar büyüyecek, kendi ayakları üzerinde duracak, sosyal konum değişecek, aile büyüklerine bakmak gerekmeyecektir. Ama otuz yıl sonra, ama otuz gün sonra mutlaka şartlar değişecektir.
Önemli olan ilişkileri kötüleştirmede son noktaya gelmemek. Özellikle en zengin, en şöhretli, en sağlıklı, en rahat zamanlarımızda birlikte yaşadığımız kişileri mutlu etmeliyiz, ezmemeliyiz. Zaman zaman duygularımız değişebilir. Zaaflarımız olabilir, ama; duygularımızın zayıfladığını hissettiğimizde, beynimizdeki güzel anılarla aşkı tazelemeliyiz. Eski bir fotoğrafa bakmak, abartmadan minicik sürprizler yapmak. İşimizden erken çıkıp özledim deyip buluşmak, beklemediği bir anda sırf onu görmek, duymak için aramak. Birlikte yaşadığımız güzel bir günü karşılıklı anımsamak, tatlı birkaç sözle ondan güzel sözler işitmek. Ufak tefek yanlışları görmemezlikten gelmek. Kendi başarısızlıklarımızı hayat arkadaşımıza yüklememek…
Aşkın başladığı nokta aslında işte bu noktadır. Beraberlik uzar, güzelleşir, imrenilir bir hal alır.
Genelde kadınlar yukarıdaki nedenlerden dolayı gençliklerinde eşlerini kolay terk edemezler, çoğu zaman affedici davranarak yuvalarını yıkmazlar. Erkeklerin de çoğu zaman rahat davrandıkları gözlenir. Affedildiklerine inandıklarında, bilinç altına atılan öfkelerin bir gün ortaya çıkacağını akıllarına bile getirmezler. Nasılsa yaptıkları, aile içindeki öfkeli saldırganlıklar affedilmiştir. Paralıdır, ailesine iyi bir yaşam vermiştir. Çocuklarına iyi okullar eşine pahalı armağanlar… Bunlar ona bazı haklar getiriyor sanır. “Arabanda benzinin, çantanda paran, dolabın dolu, kapında alacaklı beklemiyor” diyen bir çok aile reisine rastlayabiliriz. Bütün yaptıklarından sonra; örnek vermek gerekirse; çapkınlık, kumar, gece hayatı, eşine karşı sorumsuzluk hakkıymış gibi davranır. Önemli olan; sorry, pardon, affedersin demek değil midir. Hangi dilde söylerseniz söyleyin bir pişmanlık vardır, ama yeter mi?
İşte karşımdaki yaşlı çiftin yaşadıkları gecikmiş öfkelerden geçiyordu.
Eşleri tarafından, çocukları ve onların sorumlulukları için itilmeyi göze alan annelerden biriydi kadın. Dayanma noktaları ve dayanma nedenleri vardı. Dayanma noktası hedeflenmiş ama o dayanmıştı.
Baskı altında aşkın yerine, öfke ve kurtulma duygusu; daha güçlenme duygusu yerleşmek üzere beklemektedir. En ufak bir boşluk bulduğu anda içeri sızar. Aşk öyle bir şeydir ki siz onun sarhoşluğu içindeyseniz, aşık olduğunuz kadın veya erkeğe elinizdeki duygusal ve maddi güçlerle kötü davranıyorsanız; gelecekte aşkı yaşayamayacaksınız demektir. Sevdiğimiz insanı üzmez ve ezmezsek kalıcı bir aşkı ömrümüzün sonuna kadar yaşayabiliriz.
Biraz düşünürseniz aslında fazla bir çaba da göstermeye gerek yok diyebilirsiniz. Aşkınız kalıcı olsun, hep aşık, hep aşık olunan kişi olmak istiyorsanız ipler elinizdeyken, ona en fazla değer verdiğiniz zamanlar olmalı. Aşık olduğunuz kişide yaratacağınız, gecikmiş öfkelere aşkınızı kurban etmemelisiniz. Ona hep değer vermelisiniz ki; hazineniz yüreğinizi, sıcaklığı yatağınızı doldursun.
18/01/2008, Filiz Tosyalı