Telefon anonsları İç Anadolu Bölgesinde eğitilen bir grup genç tarafından yönetilirken, duygusallığa yer vermeyen öğretilmiş cümlelerle bize yanıt veren telefon operatristleri, nasıl oluyor da sinirlenmeden devamlı:”başka nasıl yardım edebilirim” diye soruyor” diye, beyninizi yormanıza gerek yok. Onlar özel bir eğitimden geçiyor. Öğretildiği kadarına yanıt veriyor, sinirlenmemek, dinlemek de onların sanatı. Siz siz olun dost ahbap işiyle sorunlarınızı çözmeye kalkışmayın. Türkiye’de çok şey değişti. Tek bir düğme ile İstanbul’un sinyalizasyon sistemi idare edilirken, trafik uzlaşma paketleri mağazalarda kutular içinde satılmaya başlanıldı.
Kaza yaptığınız da uzlaşmak zorundaysanız, araba kullanmaya karar verdiğinizde de tıpkı acil yardım çantası gibi bu setlerden bulundurmalısınız. Elinizde formlarınız. Kaza tespit raporunuzu kendiniz hazırlıyorsunuz. Setler içinde bir de küçük birer fotoğraf makinesi var, anı görüntülemeniz için, belki gümrük kapısından geçerken küçük bir eğitim de gerekebilir.
70li yıllarda Hürriyet Gazetesinde yarım gün çalışmaya başlamıştım. Başka bir işim vardı. Üstelik de iyi para kazanıyordum. O iş de yarım günlük bir işti. Böylece ikisini birden yürütebileceğim düşünülüyordu. Öğrenci biri için iki iş, iyi para bu gün hayal olsa bile, o günlerde de pek görülür bir şey değildi. O zaman sayfayı düzenleyen Turgut Dinsel’di, Sayın Nehar Tüblek’in de bir odası vardı. İkisinden ve diğerlerinden de rahmetli diye söz etmek istemiyorum, onlar aramızda yaşayan değerli insanlar.
Ben yeni çıkan bir ekte açılan “Boğaz Köprüsü” şiir yarışmasının şiirlerini ayıklayacaktım. Derken; o günlerde tıpkı benim gibi gencecik bir kız olan Duygu Asena ile beraber, Çarşamba Pazarına gönderildik. Pazarcılarla konuşup röportaj yapılacaktı. Yaşantımda iş anlamında bundan daha zor bir gün geçirdiğimi hatırlamıyorum. Babam şaşırdı. Her gün evde gazeteci olacağımı söyleyerek dolaştığımdan, en çok istediğim işte sıkılmış olmamı anlayamadı. Başarısızdım... Gazete muhabirliğinin bana göre bir iş olmadığını o günlerde anladım ve gazetecilik gibi bir mesleği seçmekten vazgeçtim. Bu deneyimi geçirdiğim için kendimi şanslı sayıyorum. Becermeyeceğim bir işi, seviyorum diyerek yapmaya kalkışmak bana çok şey kaybettirecekti. Ben yazmayı seviyordum. Haber taşımak, yazdığına ilgi çekmek, yazdığını okutabilmek, halkın nabzını tutabilmek çok farklı bir güçtü. O da bende yoktu. Köşe yazarlığının gazetecilik mesleğinden çok farklı olduğunu genç yaşta öğrenmiş oldum.
Gazeteye o günlerde tek bir TELEFAX gelmişti. Beni elimden tutup bir köşede duran telefax’ın önüne götürdüler. Fotoğraf tıpkı yazı gibi karşıya ulaşabiliyordu. Çok şaşırdım. Daha sonra kiminle sohbet etsem, ağzımdan köpükler çıka çıka anlattım.
Bugün her yerde internet kafeler ve elimizden eksik olmayan Cd çantaları. Hızla insan yaşamını etkileyen teknoloji... Türkiye’de en fazla öğrenme yöntemlerini etkiledi. Bu gün dil öğrenmek sorun değil. Yöntemler var. Bizleri dil öğrenmekten soğutan GEYTİNBİ( tam okunuşuyla yazdım ) metodu çok gerilerde kaldı. 21 günde ingilizce konuşabiliyorsunuz. Özel bir sistemle öğretilen dil, sizin eksiğinizi kapatabilecek özelliklere sahip. NLP metoduyla yeni öğrendiğiniz dil sizin hayata sıkısıkı tutunmanızı sağlıyor. Adeta beyin yarılıyor, bilgiler içine sokuluyor.
Değişen dünyada Türkiye’de bu sistemler uygulanmaya başlanınca öğrenmenin de artık sorun olmadığı herkes tarafından biliniyor. Size fayda sağlayan, ama başarıya götürmeyen sınırlayan inaçlarınızın yerine yeni fayda sağlayan inançlar yerleştirebileceğiniz bir ülke olan Türkiye’de teknoji öylesine ilerledi ki İngiltere’den gelen uzmanlar trafikteki değişiklikleri incelerken gözlerimle gördüm.
Yaşantınıza yön verirken seçimler yapmak, yaşamınızı yönetmek de artık elinizde. Sizlere daha iyi bir yaşam sunabilmek için “Yaşam Tasarımı Uzmanları” eğitildi. Ben de böyle bir eğitimi almaktan ve gelecekte yaşamlar tasarımlamaktan kısmetimi alıyorum. Bir insanın kendi dünyasını düzenleyecek doğru soruları soran, geçmişi sorgulamadan, doğru soruları sorararak daha iyi nasıl olabilir düşüncesine sürükleyen biriyle karşılaşması çok yararlı. Sizler de çocuklarınızın ve gençlerinizin değişen dünyada Yaşam Koçu olmak zorundasınız. Kulak çekme, ağlarken sırtına dokunup”vah yavrum” deme görgüleri artık fayda sağlamıyor. Önemli olan düşünen beyinler. Geleceğe bakan yürekler. Geçmişi gururlanmak için her an göz önüne alanlar yok artık. Çağdaş Türkiye bireysellik savaşı verirken; görselliğimiz, işitselliğimiz duygularımızın önünde olmak zorunda. Teknolojiden uzak bir yaşamı sınırlarımız içinde de düşünemiyoruz. Arabanızda trafik uzlaşma seti, her yerde internet bağlantısı, niçin diye sormadan yapılan eğitimler. Nasıl sorusuyla evlatlarını eğiten anne babalar ve lkendi yaşam savaşını veren insanlar, başkasının işine karışmayan aileler. Buyrun Türkiye’ye.
16/07/2008, Filiz Tosyalı