Çocukluğumda kurşun kalemlerle yazmaktan çok onları sınıfın kapısının arkasında açmayı severdim Kurşun kalemlerimi açıp sıra sıra dizmek kalem kutuma en büyük zevkimde. Yeni bir kalem almadan çıkmarmazdım annemi babamı kırtasiyeden. Kalem kutuma sıralar sağımdakine solumdakine gösterirdim. Öyle güzel dururlardı ki, kullanmaya kıyamazdım. En sevdiğim görsel bir sunumdu benim için. Kalemlerimi kardeşimle paylaştığm zaman içim erirdi, ama yine de yazsın diye verirdim. Hiç düşünmemiştim o zamanlar kurşunkalemi kim buldu? Niçin buldu, hangi duygularla bir kalem tutmak istedi eli?
Sanki ilk kullandığım kurşun kalem bir yerlerde beni bekler, yazdığım her şeyi hatırlar. Yazardım ve silerdim. Bir gün anneme; “kalemim yoruldu” demiştim. Annem de bana; “kalemler yorulmaz kızım, kalemler yorulsa hapı yuttuk” demişti. O gün başka bir anlamı vardı annemin söylediklerinin.
Yıllar sonra; “kalemim çok yoruldu biraz dinlensin diyen oğluma” “Kalemler yorulmaz, dinlenmek nedir bilmez, dinlenmeye kalkarlarsa yandık” dediğimde; annemin sözlerinin hangi anlama geldiğini ancak anlayabilmiştim.
Ne heyecanlar yaşanır kurşunkalemlerle. Yaşamımız onun ucundan çıkan işaretlerle şekillenir. Mesleğimizi o seçer bize. Üç dört kalemle sınavlara girersiniz, ama dikkat edin birini kullanır çıkarsınız. Sanki size yardım eder sihirli bir güç, bir özenle. Bitirmez kaleminizin ucunu.
Yıllar geçti, geçerken teknoloji kurşunkalemi çok değiştiremedi. Sadece güzelleştirdi, parlattı, renklendirdi. Çocukluğumdaki kalemleri hiç unutturmadı yeni gelenler. Şekilleri değişti; boyları uzadı, kısaldı, ucundan dökülen sözcükler bile eskisi gibi sıcacık kaldı. Karanlıkta ışık gibi aydınlanan satırlar onlarla yazılır oldu. Bence bilgisayarla, televizyonla başa çıkmayı da başardı. Binbir çeşit modeliyle tükenmez kalemlerle de boy ölçüştü. Hokkalı kalemler, dolmakalemler, kartuşlular geldi geçti. Hepimizin evinde, iş yerinde okul çantalarında yeri hiç bir şeyle doldurulamadı.
Dünyanın en uzun kurşunkalemini yaptı insanlar, 6.24 metre uzunluğunda. Çeyrek ton ağırlığında bir kalem. Yaz yaz bitmez.
Kurşunkalemin geçmişi ortaçağa dayanır. Bazı işaretler koymak için kullanılan kurşun parçalarından başka bir şey değildi o günlerde kurşunkalem. Bu günkü haline gelmesi oldukça uzun bir zaman aldı.
İngiltere’de grafit uçlu tahtacıklar kullanılırdı. Sanatçıların çok kullandığı bu grafit kalemler o gün için çok önemliydi. Bu da 15. yüzyıldaydı.
Fransa ve Avusturya’da ayni anda kurşunkalem çalışmaları yapıldı. Her buluşta olduğu gibi herkes kafasını buna yordu. Kurşunkaleme benzer bir şeyler yaptı. Ama geliştiren ve kurşunkaleme kişilik kazandıran özellikleri Avusturyalı Joseph Hardmuth başardı. Çocukluğu, babasının işi nedeniyle ahşaplar tahtalar arasında geçiyordu. Josef çizimler yapıyordu. Kimbilir kaç kez kurşunkalemi düşlemişti.
Joseph Hardmuth sonunda başardı. 1792 yılında kurşunkalem firmasını açtı Seramiği bulmasıyla gelişen kurşunkalemi, sertlik oranlarını ayarlanarak geliştirdi.
Kurşunkalemlerin bir büyük özelliği var ki, o beni hep kıskandırır. Yazarsınız ve silersiniz. Kalemin ucundan her dökülen doğru olmak zorundaysa sonunda, yok olmaya mahkum oluyor o kalemler. Kurşunkalemden ders alabilsek, uzlaşma dediğimiz şeyi bir öğrenebilsek, bütün sorunları çözebiliriz aslında.
23/02/2008, Haber Merkezi