Belçika'nın Türkçe gündemi... Belçika'nın
Türkçe
Gündemi! 
Brüksel Hava 
Durumu için tıklayın! Charleroi Hava Durumu 
için tıklayın! Anvers Hava Durumu 
için tıklayın!
Brüksel Charleroi Anvers
Gent Hava Durumu 
için tıklayın! Liege Hava Durumu 
için tıklayın! Genk Hava Durumu 
için tıklayın!
Gent Liege Genk
 
 Yazarlar / Çizerler



















Ay Dedem İspanya'da

10.12.2007


Barcelona’dan Benidorm’a doğru giden bir otobüsün içindeyim.  Değişmeyen hızımız 100km kendi ülkemde ayni hızla gidemeyen şöforlere aliıştığımdan olsa gerek ayağım gazda... Elimde degil otobüse hiz veriyorum. Oysa ki ben böylesine hızlı gidenlerden yakınır dururum. 

             

Yol boyunca tarlalar, tarlaların arasında tek tek de olsa evler, fabrikalar, benzin istasyonları... Şu anda Marcus’un öykülerini anımsıyorum.  Onları okurken sanki hep böyle yerler düşlemiştim. O kadının kapalı olduğu akıl hastanesinden  çıkıp görüneceği anı kaçırmamak adına, tarlaları ufukla kesiştiriyorum. Belki de yaşadiği yer İspanya olmalıydı. Bu uçsuz bucaksız düz alanları kıskandığı için kendi ülkesine benzetmiş olabilir miydi? Yoksa nereye giderse gitsin dünya onun yazdığı güzelliklerle mi sizi karşılayacaktı?

              

Benidorm’a yaklaştığımızın anonsu yapıldı.

            

Otobüsün içi son derece neşeli insanlarla dolu, istediğimiz kadar şakalaşabiliyoruz.  Kasabaya girişte “Boğa Güreşi” afişleri ve vespa tipi motorlar çoğunlukta.

             

 Yüksek binalar ve aralarında bahçeler, havuzlar. Hepsi birbirine benzeyen otelleri geçip birinin önünde duruyoruz. “Aaa bu mu!” dedirtecek, iki bin kişinin ağırlandığı otelimizin hiç de bu kalabalıklığı anımsatmayan sessizliği. Küçük bir kapıdan sırayla geçiyoruz. Oldukça geniş ve tıpkı bizdeki otellere benzeyen son derece şık  lobisine yerleşince, beş yıldızlı bir otele geldiğimizi ancak anlayabiliyoruz.  Bulduğum ilk koltuğa işimizin uzayacağını düşünerek çöküyorum. Oturmamla kalkmam bir oluyor.

        

Kimse beklediğine ve özlediğine kavuşmanın heyecanıyla yakınacak ortam bulamadan mükemmel bir organizasyonla odalara yerleşiliyor. Her gezi de olduğu gibi bize verilen odayı iyi yol arkadaşı olduğumuzu göstermek istercesine başka birine vermek zorunda kalıyoruz, bir sonra verileni de akrabalarımıza. Onlar bizimle çıktıkları her seyahatte  oda seçmek için iki şansı olan akrabalar.

    

Yerleşip, dinlendikten sonra yemekte buluşuyoruz. O koca yemek salonu bizi saşkına çevirmeye  yetiyor. Yerlerimizi bilmesek, ya da bizi yönlendiren birileri olmasa buluşma şansımız zayıf gibi. Yan yana dizilmiş açık büfelerde Akdeniz mutfağının zengin çeşitleri sıralanmış. Ülkemizde bu tür zengin masalara alışmamızdan olsa gerek fazla etkilenmiyor, ama zenginliğini söylemeden geçemiyoruz.  Havaalanından Barcelona’ya gelmek için bindirildiğimiz taksilerde tur rehberlerininin taksiye yerleştirilmis yazar kasalara para ödemeleri, nasıl bize; büyük bir şehirden gelmemize ve çok gezmiş olmamıza rağmen  değisik bir görüntüyü yansıtıyorsa; buna benzer bir duyguyu yemek salonunda içki dağtımında da yaşıyoruz....

          

Şık bir hanım süslü püslü içi içecek dolu bir servis arabasını iterek masamızın yanında duruyor. “beyler ve bayanlar bu gece ne içecekler?” diye önce İspanyolca sonra Ingilizce olarak soruyor. Kullanmaktan zevk duyduğunu bize hissettirerek bir kaç Türkçe sözcüğü de özellikle fısıldayarak da olsa güzelleştirmeye gayret ediyor.  Hemen oracıkta bozuk paralarımızla aldığımız içecekleri yudumluyoruz. Güler yüzlü seyyar barmed, verdiğimiz paraları üzerine giydiği  önlüğün ön cebine yerleştiriyor.  Kalan içeceklerimizi yemek sonrası oda numaramızı ve ismimizi yazarak bize servis yapan “10” numaralı   artık tanıdık olan arabaya teslim ediyoruz.  Yaşadığımız, bu basit gibi  görünen, ama bizi çok etkileyen olayla, sonraki yemekte içecek parası vermeyeceğimizi hem de bize ve paramıza değer verdiklerini hissediyoruz.

      

Benidorm, Costa Blanka sahilinin güzel bir kasabasi. Sevilla kadar ünlü olmasa da bir çok Türk turistin seçtiği bir yer. Beylerimizin o harika ve eğlenceli sahile girip oradan ayrılmayacaklarını düşündüğümüz için olsa gerek, programımızın ilk  yarım gününe bir gezinti turu ekliyoruz..

            

Saşkınlığı yine marketten içeceklerimizi alırken yaşıyoruz. “içecek soğuk mu olsun sıcak mı”  diye ısrarla sorulunca, böyle bir havada sıcak içecek sorulmasının saçmalığı ile gülümserken;   soğutulmamış içeceklere daha az ödediğimiz paranın  sogutulmamasından dolayı olduğunu öğreniyoruz. 

            

Kasaba içindeki kurumuş  dere yataklarının güzelliği dikkatimizi çekiyor. Yılın bazı  aylarını susuz geçiren bu susuz kalmış akarsu yataklarının hiç şekli bozulmadan özenle bakılan bir futbol sahasi gibi  yeşillendirilmelerini, o yüksek binalarin arasında içinden su akıyormuş gibi canlı tutulmalarını çok beğeniyoruz.  Yemyeşil uzantının içinde; atılmış şişe,  teneke, cam ve tahta parcaları yok. Yanlışlıkla da olsa  kağıt parçalarını, piyango biletlerini, ya da otobüs biletlerini de kimse fırlatıp atmamış.

             

 O anda Kurbağalı derenin,  Bodrum’daki Bitez çayının buraları görmeyecek olmasına seviniyorum. İçimdeki kıskançlığa dayanacagımı biliyorum.

                

Benidorm’da akşam yürüyüşümüzde,   sahil var.

                

Yolculuktaki arkadaşlarımız daha ilk günden  gökdelenlerde yaşamın güzel olacağını söyleyip, beni kızdırmaları gerekirken düşündürüyorlar. Tek katli, yeşile ve toprağa hemen ulaşılan yerleri seven biri olduğum halde;  yemyeşil bahçelerden, mini golf sahalarından, etkilenerek arkadaşlarımla ayni duyguyu paylaşıyorum. Ama beni en çok bahçe içlerinde ellerinde gitarlarıyla Ispanyol şarkılarının etkilediğini   biliyorum.

                 

Sahile indiğimizde   binaların yol boyunca sıralandığını görüyorum. Önlerinden geçen araba ve motorların, akıp giden  trafik içinde farkında  olmayan insanlar. 

                  

Niye mi?

                  

Biraz bakışlarınızı yoldan ayırdığınızda uçsuz bucaksız kumsal ve her binanın  görebildiği deniz.

                 

Costa Blanca’nin   sahildeki kumları gündüz çok sıcak. İnsanları  asla yapış yapış etmeyen, terliklere tutunup otele gelmeye kalkışmayan kumların üzerinde yürürken basmak için, küçük taşlar yerleştirilmiş.

                 

Sahil boyunca yürüdükten  sonra, içimizde yıllardır   hiç değişmeyen; denize en yakın olma tutkusuyla suya dokunmak istiyorum. Yanimdakiler de aynı arzu içinde.

                

Sahilde gündüz açıldığı belli olan beyaz sezlonglar, üst üste toplanmış. Kumsal gece, insanların yürümeleri ya da balık tutmaları için boş bırakılmış.

                

Kendi denizimizle, önce Akdeniz, sonra Marmara ve Ege, ya da Karadeniz... Ama sonunda Boğaz suyuyla karşılaştırıyoruz.

                

Ay ışığında deniz kenarına saplanmış kamışlar, mini sandalyeler, hemen yanında içilen ve içilmeyi bekleyen içecekler. Balık tutanların çoğu ayakta, ya da kuma oturarak oltasını bekliyor. Annesinin yanında her şeyden habersiz minik bir bebek; o anda oltalarına gelen yirmi santim boyundaki kefala benzeyen balıktan habersiz, portatif bebek yatağında sakin ve rahat bir şekilde uyuklayarak annesinin heyecanını ve zevkini paylaşiyor.             

              

Seyahatimin son günleri yaklaştığında içim yanarak özleyeceğimi bile bile o Akdeniz sahil kasabalarındaki gereksiz aydınlatmaları düşünmek bile istemiyorum.

             

O gece Benidorm’daki otel odamda, yatağımda; Benidorm sahillerinde denize vuran ay ışığını, yüzlerini los aydınlıkta zor seçebildiğim İspanya’nin amatör balılçılarını düşünerek uyuyakaldım...

             

Bir hafta her günü ayrı bir duyguyla, heyecanla ve etrafımdaki değişiklikleri  görerek kendi ülkeme taşımayı düşündüğüm Benidorm’daki yirmi dört saatim işte böyle geçti...

              

İstanbul’a döndüğümde, beni bu ülkeye götüren ve güzel bir seyahat yapmamı sağlayan tur şirketine, kendim ve arkadaslarımın isteği üzerine bir teşekkür mektubu yazmaya, mektuba  mutluluğumuzu eklemeye; o ilk gece sahilde ay ışığının altında karar vermiştim.               

 

10/12/2007, Filiz Tosyalı     

1 / 5 (2 Oylama)




•  ÇOCUKTA İNATÇILIK, YALAN VE ÇALMA
•  SEVDİĞİ İŞİ YAPMALI
•  DÜNYANIN TANIDIĞI GENÇLER
TİYATRO YAŞAM BECERİLERİ GELİŞTİRİR •  TİYATRO YAŞAM BECERİLERİ GELİŞTİRİR
•  ATALARIMIZ VE SÖZLERİ
•  KARİYERİMDE BENİM ROLÜM
Yaşama sorumlulukla bakmak •  Yaşama sorumlulukla bakmak
•  ASYA BRÜKSEL'İ ÖZLÜYOR
•  ÖTEKİ AMERİKA
•  BRÜKSEL'E VEDA
BAĞDAT CADDESİNDE BELÇİKALILAR! •  BAĞDAT CADDESİNDE BELÇİKALILAR!
•  Dünyada neşelenmeyi bilmeyen çocuk kalmasın!
•  Aşkın Üç Ürünü
•  Olumlu Düşünce Biçimi
•  KURBAN ve KURBAN BAYRAMI
•  GELİNLİK KIZ
•  ŞARKILAR ve İNSAN
•  HAVAALANINDA SAKIN ŞAŞIRMAYIN!
•  İHANET AŞK VE KARTOPU
•  ÖYKÜYÜ ROMANLAŞTIRMA SANATI
TENTEN  FİLMİ •  TENTEN FİLMİ
•  ORHAN DURU İÇİN ÜZGÜNÜM
•  KALICI AŞK
•  OBAMA'NIN AMERİKA'SI
SEVİYORUM AŞIĞIM, AŞKSIZ OLAMAM. •  SEVİYORUM AŞIĞIM, AŞKSIZ OLAMAM.
FRANKFURT KİTAP FUARI 6. SALON •  FRANKFURT KİTAP FUARI 6. SALON
•  OKULLAR AÇILIRKEN - III
•  OKULLAR AÇILIRKEN - II
•  OKULLAR AÇILIRKEN -I
•  DEĞİŞEN TÜRKİYE-III
•  CV YAZMAK SANAT
•  FRANKFURT FUARINA KATILACAĞIM
DEĞİŞEN TÜRKİYE-II •  DEĞİŞEN TÜRKİYE-II
DEĞİŞEN TÜRKİYE-I •  DEĞİŞEN TÜRKİYE-I
•  TATİLİNİZDE YAŞAM KOÇU
•  GAZETECİ YAZAR YAZMAZ
•  KADIN VE KIZLARIN ARADIĞI ERKEK TİPİ (4)
•  KADIN VE KIZLARIN ARADIĞI ERKEK TİPİ(3)
•  KADIN VE KIZLARIN ARADIĞI ERKEK TİPİ(2)
•  KADIN VE KIZLARIN ARADIĞI ERKEK TİPİ(1)
•  UZLAŞMACI KURŞUN KALEMLER
•  DEĞİŞEN VİZE İŞLEMLERİ
•  ATATÜRK ve SOSYAL YAŞAM
•  BRÜKSEL'DE BİR TÜRKİYELİ
•  BEYNİ İYİ KULLAN
•  21. YÜZYILDA ANNE BABALIK
•  YAŞAM GÜZEL
•  KONUŞULAN EDEBİYAT
•  BRüKSEL'E VİZE
•  BADD'DE POLİTİKACILAR
•  BİR BAYRAM ÖNCESİ
•  AMERİKA ORADA MISIN-3
•  AMERİKA ORADA MISIN ? (2)
•  AMERİKA ORDA MISIN? (1)
•  SOKAK PANELİSTLERİ
•  İBADET
•  İLGİSİZLİĞİN BU KADARI
•  Çocuklara ve Gençlere Verilen Boşa Gitmez
•  Vay halimize!
•  ÇOCUKLARI EMZİRMEK
•  İYİ HUY
•  İYİ GÜN DOSTU
•  KIZLARIN KORKULU RÜYASI
•  KISA VE ÖZ YAZMA YÜZYILI
•  BOZUK PARA
•  ESKİ RESİMLERE BAKMAK
•  BİZ RAHATA ALIŞKINIZ


 



 

Yazar ve Çizerler

© 2004-2007 
OpenWings