|
Birkaç haftadır Brüksel’deki dernekleri geziyorum. Önce Sima ile başladı derneklerle tanışma turum. Bir Belçikalı için bu derneklerin anlam ve önemini benim anlatmam zor olabilir, ama ben Belçika dışında yaşayan birinin dernekleri nasıl gördüğünü size rahatlıkla yazabilirim.
Brüksel’de kısa sürede çok sayıda Türk kadını tanıdım, değişik bölgelerde evlerine konuk oldum. Bir günü nasıl geçirdiklerini, yaşamlarını, çocuklarını okuldan karşılamalarını gördüm. Belçika’daki ev kadınlarının elinde örgü veya nakış görmeyişim dikkatimi çekmişti, neyapar bu kadınlar diye sordum durdum. Hemen hemen her gittiğim evde değişik tatta börek ve pasta hazırlanmıştı. Türkiye’deki komşuluk ilişkileri aynen devam ediyordu.
Karşılaştığım kadınların konuştukları dil Türkçe, konu havadan sudan. Beni görünce Binfikir’den hatırlayanlar diğer arkadaşlarına söyleyince konu çocuklara geldi.
F.S on altı yaşında evlendiğini, geldiğinde eşinin kendisini koruma çabası içinde evde tuttuğunu anlattı. Çocuklar, onların yaşama hazırlanması derken günlerin geçtiğini, torunlarla bir başka telaşın içine girdiğini ve 36 yıldır Fransızca öğrenemediğini çok pişman bir şekilde söyledi. Şu anda torunları Fransızca konuşuyor, ne yazık ki, fedakâr büyükanne torunlarıyla anlaşamıyordu. Acı tarafı dil yokluğu yüzünden, her gün aralarındaki uçurum büyüyüp gidiyor. Niçin bana da Türkçe söylemiyorsunuz deyip, iki torununun aralarındaki konuşmayı öğrenmek istediğinde; “Türkçe duygularımı çok iyi anlatamıyorum, beni yanlış anladı, onu düzeltiyorum büyükanne” diyen torunlarının ne konuştuğunu hiçbir zaman öğrenemeyeceğini söylemesi beni çok üzdü. Gözlerim yaşardı.
Kendisine sizce ne önermiş olabilirim?
Beni tanıyanlar ne söylediğimi tahmin edeceklerdir. “Henüz geç değil, öğrenebilirsin, kocanın yemeğini taşın üzerine bırak Fransızca ya da Felemenkçe öğreten derneklerden birine koş.”
Beyefendiler, eşlerinizi dil kurslarına gitmeleri için yüreklendirmelisiniz. Onların dil bilmesi sizin mutluluğunuz olacak diye düşünmelisiniz.
Bizim erkeklerimiz yuvaları için hiçbir fedakârlıktan kaçınmaz, Türkiye’de veya Belçika’da fark etmez; çoluğunu çocuğunu rahat ettirmek için didinir durur, ama ne yazık ki çoğu erkek de, eşinin yabancı bir ülkede dil öğrenmesinin şart olduğunu, dil öğrenmek için de kursa gitmesi gerektiğini kabul etmez.
Sima Asbl çalışmalarını hayranlıkla izledim. Değişik ülke kökenli ailelerin çocuklarının uyum için ellerinden ne gelirse yapmaya çalışan dernekte çok değerli genç hanımlarla da tanıştım. Rukiye sanırım Belçika doğumlu bir genç Bayan, Özlem de öyle ve diğerleri. Dernek içinde değişik etkinliklerin yürümesi için yöneticileri Ali Çiçek son derece duyarlı. Bu günlerde öğrenci kabul etmeye başlayacak olan yetişkinler sınıfında; yepyeni plazma ekranlara bakarken, yönetici bürolarında bile o kalitede ekranların kullanılmayışı dikkatimizi çekti. Sıma düzgün, saygın ve aklı başında insanların elinde diye düşündüm.
Bir başka gün “Group Bag” ziyaret ettim. 70,rue Royale Sainte Marie deki dernek de çalışmalarıyla etkinlikleriyle çok ilgimi çekti. Çiçekçiler Nuran ve onunla çalışan Naciye Dumanoğlu, Kara Gülcan isimlerini her ortamda duyabilirsiniz. Sizin bilgilenmeniz, sosyal yönden gelişmeniz için kollarını açıp bekleyen hanımefendilere hem destek vermelisiniz, hem de çalışmalarından yararlanmalısınız. Hanımların psikolojik bilgilendirmelerinin yapıldığı “Group Bag” çocuk ve anne iletişimiyle ilgili toplantılar da düzenliyor Belçika’da yaşayan her kadının uğraması ve yararlanması gereken bir yer, bilgi ocağı. Nuran Hanımın ilk huzurevini kuran hanım olduğunu öğrenmekte bizim bilgi dağarcığımızı zenginleştirdi.
Bu turum içinde Ayşe Eryörük ile tanıştım. Onu iyi ki tanıdım. Genç hanımefendinin yöneticilik yaptığı L’Atelier des Petits Pas hizmet binalarını gezdim. Resim, fotoğraf ve iş atölyelerini dolaştım. Başında olduğu derneğin bu güne kadar tanıtımını ikinci plana bıraktığını söyleyen Ayşe Eryörük ve beraberindeki arkadaşlarının çalışmalarına hayran olmamak mümkün değil. Yoğun Fransızca kursları ve onlar gibi beni de heyecanlandıran seramik atölyesi görülmeye değer. Kendi fotoğraflarını tab eden küçük fotoğrafçılarla tanıştım. Çalışma programlarına her ay bir ülkeye ayırıp, tanımayı da eklemişler. Giysisinden yemeklerine kadar yaşamı zenginleştiren kültüre sıcacık hazırlanan bir program.
Ayşe Hanım, farklı derneklerin kendi binalarında hizmet veren spor salonlarını da dolaştırdı. Bu salonlardan birinde en fazla dikkatimizi çeken bebek arabalı anneler oldu. Bebekleri arabalarında mışıl mışıl uyurken, anneler fazla yağlarından kurtulmak için eğitimcileriyle spor yapıyorlardı.
Zamanım bu kadardı. Evlerde tanıtım yaparak ürün satan bir şirketin de konuk olduğu evlere uğrayarak gezimizi tamamladık. Sadece ürün satmakla kalmayan firma, psikolog desteğinde hanımlara etkinliklerle hizmet götürmeyi amaç edinmişti.
Bütün bu derneklerin hedefi ne olursa olsun, bizi amaçları ilgilendiriyordu.
Brüksel’de yaşayıp da Fransızca ya da Felemenkçe öğrenmemekte direnen kardeşlerime şaşırdım. Sokaklara afişler yapıştırmak, megafonla bağırmak istedim. “Hanımlar beyler, her şey sizin için, bu insanlar sizin için varlar, dil öğrenmeye, sosyal yaşamınızı renklendirmeye, yaşam kalitenizi arttırmaya koşun!
30/03/2007, Filiz Tosyalı |