Sevgili koçlar,
biliyorsunuz bu sene izine biraz geç çıktım ve halen Toros yaylalarında okey muhabbeti eşliğinde tatilimi sürdürüyorum. Aslında gönlüm buralardan pek ayrılmak da istemiyor ama ne yazık ki herkes gibi ben de Belçika’ya döneceğim. Daha biraz önce Yalkavuk aradı ve Binfikir Gazetesi’nin Eylül sayısında yayınlanacak köşe yazımı telefonda yazdırdım kendisine. Yazımı gazete çıkınca okursunuz. Eğer Yalkavuk doğru yazmayıp lafı dötünden anladıysa onun icabına artık gelince bakarız.
Yine yaylada oturmuş bizim koçlarla okey oynuyoruz. Haliynen okeye dönüyorum, üstelik elimde iki okey var ve biri de boşta. Tam okey atmak üzereyim anlayacağınız. Bizim koçlardan Zekayi (Yalkavuk Belçika’da kaldığı için yerine Zekayi bakıyor) “Haydar Abi” diye bağırarak nefes nefese geldi. Vallahi şahsen ben bir yerlerde bir vaka oldu da benden yardım istiyor zannettim. Lakin dağ fare doğurdu. “Haydar Abi hayat tavla gibi midir?” diye abuk bir soruyla karşıma dikildi öyle. Adana’nın entoşlarından biri (Sadece Belçika’da yok bu entoş dantoş takımı) internetten print ettiği bir yazıyı bizim Zekayi’nin eline tutuşturmuş ve bizim koçu da bi güzel ikna etmiş. Neymiş efendim hayat tavla oyunu gibiymiş! Yesinler...
Zekayi’den okumasını istedim metni. Gayet de hoş bir hikaye. İşte şöyle bir şey:
Eski zamanlarda Hint imparatoru, satranç oyununu yanında bir mektup ile hediye olarak Pers imparatoruna göndermiştir. Mektubunda oyunla ilgili hiç bir açıklama yapmazken şöyle bir mesaj yazmıştır:
"Kim daha çok düşünüyor,
Kim daha iyi biliyor,
Kim daha ileriyi görüyorsa
O kazanır.
İşte hayat budur..."
Pers imparatoru dönemin en alim veziri olan Buzur Mehir ile bu mesajı paylaşarak, ondan oyunu çözmesi ve kendisinin de karşılık olarak Hint imparatoruna hediye edilmek üzere başka bir oyun icat etmesini ister. Vezir haftalarca çalıştıktan sonra gönderilen satrancın her taş hareketini ve oyunu çözer, daha sonra da on günde tavlayı icat eder ve imparatora sunar.
Pers imparatorunun baş veziri Buzur Mehir tarafından 1400 yıl önce tasarlanan tavla oyunu; dünyanın en popüler oyunlarından biridir.
Zaman kavramından alınan ilhamla tasarlanan oyunun zamana böylesine direnmesi son derece etkileyici.
Senenin birliği olarak tavla bir tanedir.
4 köşesi 4 mevsimi,
tavlanın içindeki karşılıklı 6'şar hane 12 ayı,
pulların toplamı ayın 30 gününü,
siyah-beyaz pullar gece ve gündüzü,
karşılıklı 12'şer hane günün 24 saatini simgeler...
Hint imparatoruna satranca karşılık olmak üzere tasarlanan tavla oyunuyla birlikte gönderilmek üzere şöyle bir mesaj hazırlanır :
"Evet,
Kim daha çok düşünüyor,
Kim daha iyi biliyor,
Kim daha ileriyi görüyorsa
O kazanır.
AMA BIRAZ DA ŞANS GEREKİR.
İşte hayat budur..."
Dedim ya, çok güzel bir hikaye. Amma ve lakin mevzuda unutulan bir husus var. Belki okeyin icat edilmediği 1400 yıl önce bu durum doğruydu. Ancak okey oyununun bulunmasıyla tarih tamamen değişti.
Hayat ne santraç ne de tavla gibidir. Hayat okey gibidir. "Okey hayattır, hayat okeydir". Anlayan anlar. Anlamayanlara izah edecek zamanım yok. Belçika’ya döndüğümde Brüksel’de benim takıldığım kahveye gelsinler kendilerine uygulamalı olarak izah edeyim.
Olay budur. Şimdi bana müsade.
06/09/2009, Haydar Abi
Not: Bu yazı Haydar Abi tarafından Yalkavuk’a telefonla yazdırılmıştır. Eğer varsa, yazım hatalarından Yalkavuk sorumludur.