Sayın okurlar, bir yılı aşkın bir süredir bu köşede Belçika’da yaşayan göçmen kökenli vatandaşları ilgilendiren hukuksal ve sosyal konuları ele almaya çalıştım. 2007 yılının bu son sayısında, alışılmışın dışında, bu güne kadar ele aldığım konular, aile birleşimi, vatandaşlık, oturum, vs. kısacası Belçika’daki “göç ve göçmenler politikasıyla” ile ilgili, birçoğunuzun sorduğu “neden bu engeller, bu sıkıntılar”? sorusu karşısında bir değerlendirme yapmak istiyorum.
1950’li yıllardan itibaren Belçika, Hollanda, Fransa ve Almanya hükümeti sanayi, maden ve imalat sanayinde çalışmak üzere yabancı iş gücüne ihtiyaç duymuştur. Bu yabancı iş gücü, ilk başlarda hem Belçika/Avrupa için hem de göçmenler için geçici olarak düşünülse de, ileriki yıllarda geldikleri ülkelere yerleşmiştir. Belçika’da 1974 yılında resmi göçün durdurulmasına rağmen, özellikle aile birleşimi, siyasi sığınma, vs. kapsamında devam eden göç, Avrupa ülkelerine “yük olmaya” başlamıştır. Maden ocaklarının kapanması, teknolojinin gelinmesiyle sanayi sektöründe nitelikli iş gücüne ihtiyaç duyulması Belçika’nın ve göç alan Avrupa ülkelerinin politikalarını, özellikle, son on yıldır gözden geçirmesine neden olmuştur.
Bir zamanlar Türkiye ve Fas gibi iş gücü gönderen ülkelerde “ Belçika sizlere kucak açıyor, iş, refahlı yaşam sunuyor” afişleriyle işçi ve ailesini davet eden Belçika gibi ülkeler son yıllarda, kendisine ekonomik düzeyde kar getirmeyen “emek gücünü” kanunlar çıkararak, yeni mazeretler öne sürerek engellemeye çalışmaktadır.
Diğer taraftan, yeryüzündeki gelir dağılımındaki farklılıkların her geçen gün ekonomisi güçlü ülkelerin lehinde gelişmesi, ekonomisi zayıf, refah düzeyinin düşük olduğu ülke vatandaşlarını kendisinin veya ailesinin yaşam düzeyini iyileştirmek, garantiye almak ve hatta daha çabuk para kazanma umuduyla alım gücünün ve refah düzeyinin yüksek olduğu ülkelere her türlü imkânlara başvurarak ulaşmaya, umutları bu yeni yaşama bağlamaya itmektedir. Bu durum, ailelerin dağılması, gayri resmi evliliklerin çoğalması, … “insan trafiğinin” önüne geçilemez bir duruma gelmesine neden olmuştur.
Günümüzde artık Avrupa’nın birçok ülkesinde aile ziyaretinde bulunmak, bu ülkelere değil yakınlar, birinci dereceden akraba anne, baba, kardeşleri davet etmek gitgide hayal olmaktadır.
Bir taraftan teknolojinin getirdiği yeniliklerle, (internet, yeni ulaşım olanakları, vs.) dünya küçük bir köye dönüşürken diğer taraftan da sınırlar daha sıkı denetlenip rahat dolaşım hakkı kısıtlanmaktadır.
“Peki doğum oranının gitgide azaldığı ve nüfus kaybına uğrayan Avrupa ülkeleri dışardan göçü engellemek mi istiyor?” sorumuza bir parantez açıp kısa bir değerlendirme yaparsak, gelecekte 27 AB ülkesinde iş gücü açığı olacağını şimdiden kestirmek mümkün. Avrupa Komisyonu’nun tahminlerine göre 2030 yılına kadar Avrupa’nın istihdam edebilir nüfusunda 20 milyonluk bir insan açığının olacağını; bu açığın 2050 yılında 65 milyon kişiye ulaşabileceği belertiliyor. Demek ki Avrupa göç alan ülkeler konumunu devam ettirecek ancak göçün niteliğini değiştirecektir.
Yaklaşık bir yıldır Avrupa Parlamentosu’nda kurulan özel bir komisyon AB üyesi olmayan ülkelerden gelmek isteyen yüksek nitelikli çalışanlara göç prosedürünü kolaylaştırmak amacıyla çalışmalar sürdürmektedir. Bu nitelikli iş gücünün odağında ise Türkiye Fas, Cezair gibi ülkeler değil Afrika ülkeleri yer alıyor.
AB Adalet Komiseri, ABD’nin uyguladığı “Yeşil Kart” (Carte Bleu) projesinin uygulanarak yurt dışındaki uzman çalışanları, özellikle iyi eğitim almış meslek sahibi genç insanları, başta iki yılla sınırlandırılmış bir çalışma izniyle Avrupa’ya getirmeyi öneriyor. Bu çalışma izni belirli bir süre sonra uzatılıp, beş yıl sonra da tüm Avrupa Birliği ülkelerinde geçerli olacak, bu durum kişiye sürekli oturum hakkını verecektir.
“Mavi kartla” nitelikli iş gücü göçüne yeşil kart gösteren, hatta, 40-50 yıl evvel Türkiye ve Kuzey Afrika ülkelerinde yaptığı gibi reklamlarla teşvik eden Avrupa, diğer taraftan da yasa dışı göçle mücadeleyi güçlendirmektedir. Avrupa Komisyonu başkanı Jose Manuel Barros, geçtiğimiz yıl AB üyesi ülkelerin liderlerine bir mektup göndererek Avrupa’yı yasadışı göçü önlemek amacıyla beraber çalışmaya çağırmıştır.
Almanya’da veya Hollanda’da çıkarılan göç ile ilgili yasaların birkaç ay sonra Belçika’da da uygulanmasının nedeni yulardaki cümlede açık açık belirtilmektedir. Almanya’da ve Hollanda’da uygulamaya başlayan yaş sınırı, geli, lojman, … mecburiyetine ek, aile birleşimi çerçevesinde istenilen dil bilme mecburiyeti şu anda Belçika tarafından uygulanmazsa da hazırlıkların yapıldığını ve yakında yola çıkacağı kanısındayım.
Avrupa’da yaşayan göçmen kökenli gençler, AB ülkeleri dışında yapacağınız evlilikte yanlız karar verme yetkisine sahip olmadığınızı unutmayın, sizlerden diplomalı, nitelikli eşler seçmeniz istenilmektedir!
Kurban Bayramınızı ve Yeni Yılınızı şimdiden kutlar, esenlikler dilerim.
25/12/2007, Nihat Dursun Binfikir Gazetesi Aralık sayısı köşe yazısı