Belçika’ya gelin veya damat olarak gelecek olanlar, buraya gelmeden önce hayal kurmaya başlarlar. İnsanlar hayal kurarken, her şeyi en iyi şekilde ve kendi istediği gibi kurar. Her şey toz pempedir hayallerimizde.
Bir filmin yayınlanmış kitabını okuyanlar derler ya: “kitapta filmden daha iyiydi” diye. Filmde sahne nasıl hazırlanmışşsa öyle görürsünüz. Ama kitabı okuyan, o sahneyi kendi zevkine göre düzenler, renk ve dizaynını, kendi hayal dünyasına göre yapar. Belçika’ya gelecekler de kim ne derse desin, fazla dinlemez, anlatılan olumsuzluklara kulak asmaz ama olumlu şeyleri anlatıldığından daha iyi, daha güzel olarak algılar.
Belçika’ya yeni gelecek damat ve gelinler de zaten evlenmenin heyecanı ve mutluluğu ile en güzel hayallerini kurarak gelir, buraya. Hayallerinde gördüğü Belçika, onun için dünyanın en güzel yeridir. Köyünden , şehrinden heycanla kalkar gelir. İlk defa uçağa binmiştir, havaalanındaki lüks mağzaları görmüştür, yeni evine gelirken, bu görüntülerle bir kat daha heyecanlanır ve geleceği ülkeyi daha da güzel hayal eder. Ancak Belçika’ya gelir gelmez, havaalanında başlar, hayal kırıklığı. Türkiye’de bırakılan güneşli havadan sonra, hem havasının hem de insanının soğukluğuyla karşılaşır, Belçika’nın yeni gelini ya da damadı. İkinci hayal kırıklığı, yeni yaşamın sürdürüleceği evin bulunduğu sokağa yaklaşınca yaşanır. Sokaklar da bu ülkenin havası gibi gri, soğuk ve içinde kaybolacağınız duygusunu veren labirent şeklindedir. Caddeler, evler boş ve balkonsuz, evlerin içi daracıktır. Belki de evlerin içini olduğundan daha dar algılar. Çünkü O, büyük ve güzel bir ev hayal etmiştir. İlk günden şok olan kalan gelin veya damadın, ileriki günlerde şaşkınlığı giderek artar. Türkiye’de görmeye alıştığı; yeni evli çiftlerin elele göz göze, kumrular gibi dolaşıp pastanelerde, çay bahçelerinde oturması, burada ayıptır (Özellikle Anvers’te). Ev halkı, dil bilmediği için kötü bir arkadaş edinir korkusuyla, kendisine çocukmuş gibi davranır. Türkiye’de yaşadığı arkadaşlık ortamını burada bulamaz, canı sıkılınca gidip dertleşeceği bir dostu yoktur. Türkiye’deki dostları da çok uzaktadır, artık. Öyle, biraz hava alayım, dolaşayım diye de çıkıp istediği gibi gezemez. Hayal kırıklıkları ile başbaşa kalarak, hüzünlenir. Araya aile özlemi de girince, zaten kültür şoku yaşayan genç bunalır. Bu bunalımını aşamayanlar vardır. Yaşanan bu kültür şokundan kurtulmak için Türkiye’de yaşayan Türklerle Avrupa’da yaşayan Türkler arasında farklılıklar olmasının doğallığını kabul edip, gerçekçi bir plan ve programla bu yeni hayatınızı düzenlemek gerekir. Benim tavsiyem; bir an evvel dil öğrenin ve bu ülkeyi tanıyın. Dil öğrendikten sonra başkalarına bağımlı olmaktan kurtulacak, çocukmuşsunuz gibi davranılmayacak artık. Okula başlayabilir, meslek edinme kurslarına devam edebilirsiniz. Böylece bu ülkede kendinize iş edinme olanağı yaratıp, yeni hayatınızı şekillendirebilirsiniz. Çoluk çocuğa karışıp, hayal ettiğiniz toz pembe Belçika’nızı kendi çabalarınızla yaratabilirsiniz.
Yeni gelenlere sabır, azim ve başarılar diler, burada uzun süre oturanlara da yeni gelenlerin halinden anlamalarını ve onlara yardımcı olmalarını tavsiye ederim.