Günümüz bireysel ve toplumsal ahlakında, insanlar aralarında derin fark atabilmek için, kıran kırana polemik kavgasına girmek, iki yüzlü kısırgan sohbetler etmek yaşam esasımızmış gibi görünüyor.
Bu konulardan biri de küresel ısınma. Onun için bu sefer insan «doğa»sına değil de bu yazımda «doğa»ya değineceğim. Hem bilgilenmeye hem de düşünmeye vesile olabilir diye.
Son yıllarda kasırgalar, su sorunu veya iklim mültecileri gibi haberlerle güncel edebiyet yapıp durmaktayız. Küresel ısınma bütün dünyayı tehdit ediyor sözü en çok kullanılanlar arasında yer almaktadır.
Dünyanın bir yanında buzullar eriyor, diğer yanında da kuraklık ölümlere yol açıyor. Artık bunu hepimiz bilmekteyiz. Işin kötüsü, şiddetli yağışlar ile kutuplardaki erimelerin deniz seviyesinde yarattıkları yükselmenin, doğada yok olan canlı türlerinin, sellerin, kasırgaların sebebi « dünya lider ülkeleri », « gelişmiş ülkeler » ile « kalkınma savaşı veren ülkeler » adına doğaya savaş açan insanlardır. Egemence milyarlarca senedir akıp gelen dünyamızı ekonomik stratejisiyle ve teknolojik zaferleriyle ablukaya alan ülkelerin yarattığı bu sondan en çok etkilenen de yine « insan »dır. Bu karanlık tabloyu daha da karartmak mümkün.
Kimine göre doğanın sonu, bazısına göre de ekolojik kıyamet tehditi geldi, dayandı kapımıza. Küresel ısınma geriye dönülemeyecek bir süreç belki, ama önüne geçmek pek de mümkün gibi görünmemekte. Cereyan eden durum yanlızca dünyamızı mı etkiliyor, yoksa daha geniş bir felaketin ön habercisi mi sorusunu dile getirmek isterim.
Küresel ısınmanın durdurulabilmesi için her sey çok mu geç ? Sanmıyorum. Tabii ki, bilim insanlarının son yıllarda sıklıkla bu “ekolojik kıyameti” vurguluyor olması, elbette bu sorunun sorumlularını da işaret ediyorlar. Acilen somut politikalar gibi bireysel girişimler gerekiyor. Küresel ısınma tüm dünyada olduğu gibi her birimizin, evlerimizin veya işyerlerimizin “sosyal sorumluluk projeleri”mizin konusu olmalıdır.
Yine de bir şey dikkatimi çekiyor. Tehdit parmaklarının ucunda, hayvanlar ile bitkiler neredeyse var ile yok dengesini oluştururken, yanlızca insan var.
Işte bu durum beni çok rahatsız ediyor. Yaşamın bilincine erişmek, kendisini ve kişiliğini kuşatmayı becermek demektir. Bir ölçüde bilinçle örtüşmek, yaşama tamamıyla varmak, onunla tamı tamına buluşmak demektir. Bu gidişi durdurmak mümkün. Acilen somut politikalar gibi bireysel girişimler gerekiyor. Gelin de bu buluşmayı kaçırmayalım.
Uğuldayan rüzgarın yönüne aç kalbini, aç yaşam kitabının sayfalarını artık...
30/12/2009, Mehmet Aydoğdu
Binfikir gazetesi Aralık 2009 sayısında yayınlanmıştır