Temmuz ayında Türkiye ziyaretimde hem mevsim olarak yazı hem de yazın olarak güzel ve anlam dolu bir an yaşadım. Yazı/n Tadı’nı sizlerle paylaşmak üzere şöyle anlatayım :
Geçen yıl Londra seyahatim sırasında bir kitabevi’nde alış veriş yaparken « Poems from Guantanamo – The Detainees Speak » adlı bir yayın dikkatimi çekmişti. Kuzey Illinois Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde yardımcı doçent ve on yedi Guantanamo mahpusunun avukatı olan Mark FALKOFF tarafından hazırlanmış bu kitabın içeriği beni şaşkınlığa düşürmüştü. İşte bu kitabın Yapı Kredi Yayınları’nca Türkçe’ye kazandırılmış olduğunu görmekten ne kadar sevindiğimi bilemezsiniz (ilgilenenler için : ykykultur@ykykultur.com.tr)
Küba’nın kuzeybatısındaki Guantanamo Körfezi’nde yer alan ABD deniz üssünde 2002’den bu yana en az 775 Müslüman erkeğin gözaltında tutulduğu mahpushane’den dünyaya açılan ilk çığlıkları içeriyordu bu kitap. İnsan hakları bir yana, Cenevre Sözleşmeleri’nin en temel koşullarına bile aykırı olarak, haklarında herhangi bir suçlama yapılmadan ve yargı önüne çıkarılmadan esaretlerini yıllardır yaşayan 17 tutukludan 22 şiir vardı içinde.
Geçtiğimiz yüzyılda totaliter rejimlerde katledilen on milyonlarca insan, o dönemde yaşayanlara ne ifade ettiğiyse ABD’nin Guantanamo’su da 21. yüzyıl insanını dehşete düşürüyor olmalıdır. Tabii, geçmişle herhangi bir karşılaştırma yapılırsa Guantanamo’da olup bitenler devede kulak kalır denebilir. Yine de dünyanın her bir tarafında var olan ve demokrasiden, insan haklarından yana olduklarını iddia edenlerin çıkaracağı çok ders vardır bence. Değilse, o mahpushanede yaşanan utanç verici durumları, işkenceleri kendimize yakıştırmış oluruz. Oradaki mahpus-şair’lerin yanlızlığa ve ölüme karşı yazdıkları o acı şiirler bizleri düşündürmelidir. Ekonomi değil de, önce insan özgür kalmalıdır bence.
Soyadının açıklanmasını istemeyen Suudi Arabistan’lı Abdülaziz’in Guantanamo’daki tutukluğu halen sürmektedir. Kitapta yer alan iki şiirinden birini sizlerle paylaşacağım :
EY MAHPUSHANE KARANLIĞI
Ey mahpushanenin karanlığı, kur çadırını
Biz severiz karanlığı
Biliriz, gecenin karanlık saatlerinden sonra
Onurumuzun şafağı sökecek
Varsın, sararıp tükensin dünyanın güzellikleri
Yeter ki esirgesin bizleri Tanrı
Bir delikanlı sıkıntıya düşüp bunalabilir sorunlar karşısında
Ama biliriz biz, elbet bildiği vardır Tanrı’nın
Her gün biraz daha sıksa da kırılmaz bilinen kelepçelerimiz
Paramparça olacaklar
Dayananlar elbet erecek muradına
Kapının eşiğindekiler girecek içeri
Ey zulüm, çoğal çoğalacağın kadar
Şafak sökmek üzere.
08/10/2009, Mehmet Aydoğdu (Binfikir gazetesinin Eylül sayısında yayınlanmıştır.)