Adam yaşama sevinci içinde
Bakır kâseye çiçekleri koydu
Sütünü yumurtasını koydu
Pencereden gelen ışığı koydu
Bisiklet sesini çıkrık sesini
Ekmeğin havanın yumuşaklığını koydu
Adam masaya
Aklında olup bitenleri koydu
Ne yapmak istiyordu hayatta
İşte onu koydu
Kimi seviyordu kimi sevmiyordu
Adam masaya onları da koydu
Üç kere üç dokuz ederdi
Adam koydu masaya dokuzu
Pencere yanındaki gökyüzü yanında
Uzandı masaya sonsuzu koydu
Uykusunu koydu uyanıklığını koydu
Tokluğunu açlığını koydu
Masa da masaymış ha
Bana mısın demedi bu kadar yüke
Bir iki sallandı durdu
Adam ha babam koyuyordu.
Bu yazıma değişik bir ifade kullanımıyla başladım. Türkiye’nin ve Türkçe’nin en büyük dil üstadlarından biri olan şair Edip Cansever’in ilk şiirlerinden birini seçtim. Tertemiz bir kelime hazinesi ve teşbih sanatının çarpıcı bir örneği olarak okunması için.
Geçenlerde, yüksek eğitimli ve toplumumuzca kabul edilmiş biri, benim Binfikir’de ve Türkiye’de yayınlanan yazılarımda kullandığım özgün ve yabancı kelimelerden arıtılmış Türkçe’yi anlamakta çektiği sıkıntılarla yaptığı dil gevezeliğini yaşadım. Kısa bir sohbetten sonra bu kişinin İngilizce ve Fransızca’ya yenik düşmüş bir Türkçe’ye sahip olduğunu görerek, kendisine basit bir soru yönlendirdim: “Peki ya, siz Türkçe biliyor musunuz?” Bence hayır, çünkü kökenini yabancılaştırdığı kesin olduğu için.
Bu tür kelaynak kuşların soyu tükenmeyeceğe benzemekte. Tükense bile, yerlerini başka kuşların -ne bileyim bir karga olarak- alacağı kesin. Başka dil ve diller bilmek, Türkçe’yi fakuralaştırmamalıdır bana göre.
Kim ne derse desin, bence, toplum, toprak gibidir, ne ekerseniz o filizlenir. İşte, günümüz sıkıntılarından biri de bu gerçeği görmemezlikten gelmektir. Kendi kaderini seçmekte nazlanmaya benzeyen bir şey gibi... Her insan biraz ölüdür denir ya o zaman biz de biraz ölüyüz, değil mi ?
Zurnanın zırt dediği yer, işte burası. Anlayana ...
15/06/2009, Mehmet Aydoğdu, Binfikir Gazetesi Haziran sayısı köşe yazısı