Kaleme alacağım bu yazımın Dünya’nın herhangi bir başka ülkesi için de az veya çok olarak geçerli olabileceğinden hiç şüphem yoktur. Yani burada
olası bir karalama çalışması yapmadığımı ifade etmek isterim.
Aşağı yukarı 30 yıl önce bir Ağustos sabahıydı. Nemli ve sisli bir ortamda Türkiye Hava Yolları İstanbul-Brüksel seferi ile Belçika’ya ayak basmıştım.
Anadolu’nun med-cezirli bozkırlarından kopup gelen çocukluk gözlerimle hayran oldum Belçika’ya. Havalimanı ile Liege arasındaki otoyol
seyirinden hiçbir şey anlayamamıştım ama Liege kentine geldiğimde her şey bambaşkaydı. Sanki bugün gibi hatırlıyorum, hissediyorum ki, yine
aynı kalp çarpıntısı oluşuyor içimde. Müthiş bir büyü. O gün yaşadığım bu manzara hiç eskimiyor. Her seferinde ilk kez kucaklaşıyormuş, ilk kez buluşuyormuş, ilk kez görülüyormuş etkisi yaratıyor bende.
Gerçekten Belçika’yı sevdim. Bu türlü sevmek kelimesini de fazlaca abartmamak gerekir. Yine de halk deyişine bakarsanız sevdiğinizi başkalarından
kıskanırsınız.
İnsan, yaşamının aynasıdır bence. Her küçük veya büyük katılımında yaşamda kendini görür, kendine hayran kalır. Yine de olabildiği kadarıyla
katılmaktan duramaz yaşama, kendine zarar verdiğini bilerek yaşamını didikler durur. Her gün yeniden başlar aynı tutum ve davranışlarını.
Yaşamını dolu dolu yaşayan herkes birer yolcudur bu dünyada. Yolculuk, hiç görmediğin ama hep yaşadığın bir anlayış şeklidir. Bu anlayışı içeren
bir soru sormak isterim. İnsanlar kıskanmayı bildikleri kadar sevginin ne olduğunu da bilmekteler herhalde. O zaman kendilerini hiç sevmiyorlar
mı? Sevgi eşittir saygı degil mi?
Evet, son yıllarda gösterdiğin yüzünle seni hiç ama hiç sevmiyorum Belçika. Asağı yukarı son 25 yıldır toplumsal yaşamını ince bir ip üzerine yerleştirdiğin için, ahlaksızlığın doruk noktalarına parmak atanlara demokrasi adına sahip çıktığın için, çocuklarını doğrayan bir anneye psikolojik
seyir defteri üretilebilmesi için yaşam esaslarının bozulmasına izin verdiğin için, meleksi çocukları korumaktan aciz kaldığın için, “oturma izni” denen
bir kağıt parçasına binlerce insanı yaşam çarkında körelttiğin için, her yabancıda bir düşman görebildiğin için...
Evet seni bu yüzünle hiç ama hiç sevmiyorum Belçika. İnsanları insanlık adına, insanlara rağmen seveceksin. Anayasanı ve toplumsal yaşam değerlerini buna göre ayarlamalısın bence. Tabii, kendini de onurluca korumasını bileceksin. İşte o zaman senin çağdaş bir ülke olduğunu içtenlikle kabul edeceğim. Değilse açma şu ışıkları sakın. Belki yine gelirim ve derim ki “acıların dehşeti yine kinlendiriyor beni ..."
18/03/2009, Mehmet Aydoğdu, Binfikir Gazetesi Mart 2009 köşe yazısı