«Hüzün ile güzellik niye birbirinden ayrılmıyor bu dünyada ». Cevaplayın,
lütfen.
---
Son yıllarda Avrupa’nın çeşitli ülkelerinde Türk sanatçıları için düzenlenen bir çok sanat sergilerine davet edildim ve de oraya kadar gittim.En son yolculuğum ise bugüne kadar hiç aklıma gelmeyen ülke olan İzlanda’dır. Bu sanatsal gezilerimde dikkatimi çeken bir şey oldu. Avrupalı Türklerde koleksiyonculuk hevesi giderek artmakta. Bu tutku hem güzel hem de dikkat edilmesi gereken bir unsur olarak ortaya çıkmaktadır. Vakit geçirme veya duvar doldurma egiliminden daha baska düşünceleri dökmelidir ortaya bence.
Evet koleksiyonculuk yaşama anlam verebilecek unsurlardan veya kişisel özelliği amaçlayan uğraşlardan biridir denebilir. Burada yatırım denen şeyi hemen arka plana atıyorum, çünkü daha o ekonomik seviyeye gelmiş insanlarımızın sayısı ne yazık ki çok azdır. Yine de kolay olmasa da, toplumumuz içinde farklılık yaratabilmenin bir başka yolu mudur koleksiyonculuk? Yoksa daha ve ciddi temel duygulardan beslenen yeni bir kimlik oluşumu mu?
Elde etme, sahip olma güdüsü insanın en eski tutkularından biri olarak zamana meydan okumaya devam etmektedir. Gören bakış ile görmeyen bakışı kaynaştıran sanat eseridir. Bir başka açıdan, duyan ve üreten varlık olan sanatçı ile duyduğu halde anlayamayan, gördügü halde algılayamayan ve de üretmeyen kişi olan sanatseverin tanışmalarını, kaynaşmalarını nedenler, bu duygulandıran eserlere sahip olma tutkusu.
Sanatla uğraş büyük bir özveri, büyük bir arzu gerektirdiği gibi büyük bir de yanlızlıktır. Hem sanatçı hem de sanatseverler yanlızdır. Onun için de
sanat eserleri, onların iletişim çabası, sohbet isteği, sorgulama inisyatifi, tartışma vesilesini sağlayan çıkış noktalarını oluştururlar. Kısaca sanat yaşamın tuzu biberidir. Dozu fazla kaçıranları müthiş bir mide rahatsızlığı beklemektedir, bence. Para yaşamdır diyerek yola çıkan koleksiyocuların
sayısının her geçen gün arttığını görmekteyim. Bu şahıslara her şeyin parayla olmadığını hatırlatmak isterim.
Parasız açlıktan ölünür anlamına veya sermayenin insanlar yaşamı üzerinde bir güç olması anlamında yaşamaktan çekinmeliyiz. Ancak, ekonomik gücün, paranın her insanın yapabileceklerinin işareti, anahtarı olması anlamında görülmelidir. Parayı harcama gücü yaşama gücüdür, bence. Bir nevi insana yüksek değerler kaynağı gerektirir.Yoksa anımsamalısınız. Sıradan sohbetler veya ziyaretlerimizde ki gibi, « Siz nasılsınız? Ne haber? Neler yapıyorsun? Daha daha nasılsın? » sıradan konuşmalarla akıp gider zamanımız. Ta ki, ortak bir tutku, ortak bir hedef veya küçük de olsa bir amaç, bir iddia zihinlerimizi parlatır. « Hüzün ile güzellik niye birbirinden ayrılmıyor bu dünyada ». Cevaplayın, lütfen.
27/02/2009, Mehmet Aydoğdu, Binfikir Gazetesi Şubat 2008 köşe yazısı