Yaratılan her kargaşanın, birer beceri gösterisi olarak kabul edildiği günümüz Belçika’sında çok üzüntülü bir 9 Eylül yaşadık. Yaşadık diyorum ama Belçika nüfusunun çoğunluğunun bu acı haberden, habersiz olduğuna eminim. Artık insanların ellerine yağmurun yağmadığı bir ülke olduk. İzninizle Charlotte Hauglustaine’i kısaca tanıtayım sizlere.
1966 yılı Belçikası, tıpkı iklim gibi yaşam şartlarının zor olduğu yıllar. Çalışanlar yaşamlarını biraz olsun iyileştirmek için grev üstüne grev yapmaktaydı.Bu yetmiyormuş gibi dünyanın en eski, en büyük ve en kazançlı silah üretim fabrikalarından biri olan Liège’deki FN Herstal silah fabrikasında çalışan “Makina Kadınlar” lakaplı işçi kadınların durumu ise daha da kötüydü. Çünkü, aynı yerde
çalıştıkları ve asağı yukarı aynı işi yapan erkek işçilere verilen maaş onlara verilmiyordu. Yanlızca kadın oldukları için erkek meslektaşlarının yarısı kadar maaş alabiliyorlardı. O günlerde Belçika’da, insanlar arasında eşitsizliğin en çarpıcı örneklerinden biri yaşanıyordu. Aslında bu anlayış liberal ekonomi sistemini uyguluyan bütün ülkelerde geçerliydi. Kısaca FN Herstal silah üretim fabrikası yöneticileri, “cadıları yakarlar bu diyarlarda, yanlız sana bir şey olmaz erkeğim” dercesine bir eşitsizlik havası estiriyordu iş yerinde. Işte orada üç bine yakın “Makina Kadınlar” işçi grubu içinde bir emekçi vardı; Charlotte Hauglustaine. Charlotte, gençliğin vermiş olduğu cesaretle iş yerinde yaşadığı dayanılmaz haksızlıklara başkaldırmaya karar verirmişti. Sendika temsilciliğinin bile onayını almadan önce kadın işçileri sonra da fabrikanın tamamını, kadın erkek tüm işçileri greve gitmeye zorlar. Grev komitesi başkanlğını sürdürerek, 12 haftalık bir grev sonunda fabrika yöneticilerini pes ettirerek, kadın ile erkek işçi arasındaki maaş farkını bozarak tarihsel bu eşitsizliğe son verecek yolun kilometre taşı olur. O gün bu gündür, kadın işçiler erkek meslektaşlarıyla olabildiği kadar eşit maaş almaktadırlar.
Charlotte Hauglustaine’ni 1989 yılında bir rastlantı sonucu tanımıştım. Bayan Hauglustaine’in konuşmamız sırasında söylediği bir cümle beni çok etkilemişti; “yaşam içinde savaşarak bekleyeceksin, acıların ve haksızlıkların biteceği günü. İşte o zaman başarmış olacaksın yaşamını ve buradayım artık diyebileceksin”. Onun yaşamının, “rotasını farelerin çizdigi bir hayalet gemi” olmadığı belliydi.
O günden itibaren ”ya bizim yaşamımıza ne demeli?” sorusunu herkese, her zaman ve her yerde sormaktayım.
Günümüzdeki anamalcı, bencil ve çıkarcı davranışlara baktığımda hemen Charlotte Hauglustaine aklıma gelir. Böylesi insanlar sayesinde, durum ne olursa olsun, gene de yaşama sağladıkları anlam yoğunluğu, yaşamımızın geriye kalan çölünü yeşertmeye yetecek olduğuna inanırım. İnsanlık adına ellerinize sağlık ve yağmurunuz bol olsun Madame Hauglustaine.
17/10/2008, Mehmet Aydoğdu, Binfikir Gazetesi Eylül 2008 sayısında yayınlanan köşe yazısı