Bu yazımla birlikte gelecek Binfikir sayılarında özelde Belçika ama genelde Avrupa olmak üzere siyasi ve kamusal çevrede sanatsal kirlilik konusuna değineceğim. Burada bir ön giriş yapacağım.
Sanat ve çevre ilişkileri üzerine polemikler çok olsa da ben bu konuyu iki ana düşünce ekseninde ele alacağım. Birincisi elit ve popüler kültür arasındaki sistematik ayrımın çökmesiyle birlikte ortaya çıkan belgesiz, hatta çarpık sanat ve kültür yapılaşma anlayışı bunun içine çeşitli kültürel kimliği barındıran çevreyi de eklemek çok doğal olacaktır.
İkincisi de 1970 yıllarından itibaren başlayan bu çöküş sürecine karşı bugüne kadar duyarsız kalabilen bir siyaset ortamını ve devlet kurumlarını sorgulamaktır.
Öte yandan, sanat ve kültür ile çevre ilişkilerine, popüler kültür, ideoloji ve toplumsal düzenin yarattığı ve de muhtemelen eşitsel dağılımını yaptığı
maddi ve böylece siyasi temelleri açısından bakmak daha sağlıklı olacaktır. Bence "sanat" unsuru içinde bir duygunun, bir düşüncenin anlatımınıda
kullanılan yöntemlerin tümünü kapsayan çok geniş bir kavram biçiminde ele almaktayım. Hiç sanmayın ki, demokratik bir sistem içinde yaşıyoruz diye "ideoloji" bitmiştir. İdeolojisi olmayan siyasi istemler uzunca yaşayamazlar. Baksanıza Belçika siyasi ortamı için ideoloji kavramının açılımı sistematik
bir fikir yapısı veya anlatması değildir. Onu yaşamda ve biçimde gerçekleri olduğu gibi yansıtmayan bir fikir yapısı biçiminde kullanılmaktadır.
Bu aldatıcı tabir yetmiyormuş gibi popüler kültür, yığınların beğenisine uygun, yakın geçmişin herhangi bir geleneğinin gelecekte kabul görüp görmeyeceği garantisi olmadığı halde, gelenek durumundaki her türlü yaşayış, düşünce ve kültür varlıklarını kapsayan bir kavrama her birimizi bağlamaya kalkışıyor olmalarıdır.
Belçika'nın kaderiyle oynayan Yves Leterme gibi bir sahsiyetin ülkeye herhangi bir kültürel proje vermeden koltuğu oturmasını bir fareye benzetiyorum.
Çünkü bu vatandaş yakışıklı, temiz yüzlü, tipi sayesinde bir çok anne ve baba onu damat seçebilir, gösterilse, kazancıyla ilim ve kültür tahsil ederler.
Ama bu tür insanları ben fareye benzetirim.Her tarafı talan ederler ama, insani değerlerden habersizlerdir. İşte bu açıdan bakıldığında sanat, kültür ile çevresel ilişkilerde müthiş bir kirliklik söz konusudur...
Sayın Başbakan! Bir Türk atasözü
vardır: “Her şey incelikten,
insan kalınlıktan kırılır...”
Değilse salyangoz satıcıları...
sizi bekliyor.
03/05/2008, Mehmet Aydoğdu, Binfikir Gazetesi Nisan 2008 sayısı köşe yazısı