Şu günlerde Dünya Kadınlar Günü için birçok şey yazılıyor, yazılmalı da zaten. Onlar yaşamımızın vazgeçlimez ruh alevidir, güzelliğidir, fedakarlarıdır, tanığıdır, saklı kalanıdır. Ben de kadınları konu alan yarı şiirsel, yarı felsefi deneme yazıları hazırlamaktayım ve bu vesile ile bazılarını sizlerle paylaşmak isterim.
Anneme
Karaman’ın kalın gecelerinde bir mum yanıyor masada. Annem için, çocukları için... Gece boyu beklerken aydınlığa yaklaşmayı, göğüs kafesinde
yanıyor yüregi annemin... Yaşamın nöbetini tutuyor, insanlar arasında çocuklarının da büyük serüvenine tanık olabilmek için... Gün bugün, ama o
günlerden kalan karli şafaklara saçtığın gülümsemelerin yüreğimde yanıyor annem...
Boş Oda
Kadın rüzgara tutulan sonsuz dünyaların İnsan’ıdır. Onun için de küçük dünyalara karşıttır. Küçük dünyalar insanı içinde eritir, insan eridikçe
kendisinden başka insanlarla bir yağmurlu baharı paylaşmaz. Kendi içine dönük, nefesi içine hapsolur gider. İç göç başladığı andan itibaren de, kendisinin ne kadar yanlız bırakıldığını anlar. Gecelerin sessizliğinde ağaç yapraklarının gölgelerini aramak gibi kendi gölgesiyle iç içe geçmiş bir dünya
yaratma gücüne sahiptir. Sizlere her bakışında “Merhaba, çiçekler solar, karlar erir ama benim yaşamım, ömrüm bir yangın yeridir” der. Yanlız bırakılmış kadın içinde sevgi hiç bitmeyen, kanatlarına tutsak bir kuştur. Kendine doğru giden yolu bilen kişidir, Kadın.
Kadın’ıma
Her Temmuz gecesi gibi bütün gecelerde, Ay ışığında nöbet tutuyorsun hayatıma. Beni yaşam içinde savuran yıldızlarla konusuyorsun hep. Kendini
değil beni sordun o gülen mavi renkli gözlerinde. Sesin her zaman yanıyor, gecenin kalın karanlığına, yapraklarda ışıldayan gün ışığına, yaşama akıp
giden aydınlık ırmağında. Her gün hayatımı taşıran bir damla su oluyorsun, bir atardamar gibi kalbimi alevlendiriyorsun. Ve ben önündeyim senin kapının, ruhum bir kuş gibi kanatlanıp uçuyor ve yavaşça atıyorum ilk adımımı Ebedi eve giden yolda. Hatta sen de, ben de. Ki, mutluluğu işiten bir çocuk oluyor kalbim ve Seni Haykırıyorum…
Kızım’a
Bazen yaşamın cansız siluetleri bürünürler sise. Onların tanığı bir özlemdir vurup duran dünyaya. Ama sen tam tersine kendini sarmalamışsın yaşama.
Ve bana senin gibi gülmeyi öğrettin. Ve bana sözlü masmavi ilkyaz gökyüzünden sen bahsettin o incecik sesinle. Artık, çiçekler açıyor ağaçlar ve
dallardan yaşam kosusu yayılıyor. Ve bir çiçek kopartıyorsun bana selam olsun diye... Sevgili yavrum benim için...
26/03/2008, Mehmet Aydoğdu, Binfikir Gazetesi Mart 2008 sayısı köşe yazısı