Noel bayramı arifesinde kurulan zoraki hükümetin yayımlanan basın açıklaması, Belçika’daki demokratik rejim içinde, ulusal güvenlik kavramını tartışmaya açmıştır. İkinci Dünya Savaş’ının sona ermesiyle başlayan süreç, Dünya’da bir takım değerleri (sosyal, ekonomik, kültürel, ahlaki, dinsel) yeniden şekillendirdi. Bu süreç henüz sonlanmadı ve ne zaman sonlanacağı da meçhul... Belçika bu sürecin başında yerinde atılımlar yaparak, verimli projeler yaratmayı başarmıştı. Günümüzde ise bu uyumu gösterdiğini söylemek güç. Belçika’nın bu değişime uyum sağlaması için insan faktörünü yeniden yapılandırması gerekmektedir. Anlatmak istediğim bugünün Avrupa’sı hatta dünyadaki birçok ülke ulusal egemenliğini kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya... Bu cadı kazanı içinde statü koyucu muhafazakârlar ve bekle gör sana neler yapacağım diyenler arasında çıkmaza düşen Flamanlar ve Valonlar gerçeklik kavramına dönmeli ve kıt kaynaklarını etkin kullanmayı becermek zorundadırlar. Çünkü devletler yeni oluşumlar arayışında olsalar bile güçlü devletler arasında yer almak için ulusal bütünlüğünü korumalıdır. Ulusal bütünlük sosyal güvenlik açısından da çok önemli bir unsurdur. Bana göre ulusal birliğin formülü; güçlü bir bölgesel hükümet anlayışı, insani bir soyal politika, bölünme karşıtı caydırıcı girişimler ve yaratıcı bir ekonomi politikasından ibarettir. Bunu başarabilmek için mevcut demokrasinin daha adil olması gerekir. Adaletsizlik konusunda bolca örnek mevcut; Bölgesel ve etnik yapıya sahip bir siyasi oluşumun, ulusal bütünlüğü sağlaması mümkün değildir. Belçika bütünlüğünün garantisi olan federal hükümetin içinde bu türden bir oluşumun olması ne kadar adildir? Hükümet kurma çabaları esnasında (meşhur kriz süreci) istifa etmiş ve güncel işlerle oyalanan bir başbakan olarak, ülkenin sorunlarıyla uğraşma hakkını kendinde görmediğini söylediği halde, hiç kimseden yetki almayarak, Belçika’nın geleceğiyle ilgili olan, Avrupa Birliği yeni anayasa taslağına imza atmak ne kadar adaletli olabilir? Bakın! Harry Potter başbakanımız yeni bir hükümet kurarak herhangi bir reel bütce yapmadan, üç ay gibi kısa bir zamanda milyarlarca Avro harcayarak bizleri borçlandırıp, biraz daha fakirleştirmesine ne demeli? Bu mu adalet? Bir ülkenin değer yargıları parası ya da sportif başarılarıyla ölçülmez. Ülke içinde ve ülke dışında asıl itibar, insanına yaşattığı sosyal yaşam ve insanına ne kadar adil olduğuyla ölçülür.
27/01/2008, Mehmet Aydoğdu, Binfikir Gazetesi Ocak 2008 köşe yazısı