Belçika’da yıllardır tecimsel ve anamalcı değerler kuramına verilen yoğun siyasi desteğin çok azını insanlara verme cömertliğinde bulunulursa insanoğlu yeni bir çağa girebilir.
1 Ekim’de Anvers Ceza Mahkemesi’nce başlanan Hans Van Themsche davası basit bir yabancı düşmanlığı veya ırkçılık olayı değildir. Bugün Belçika Federal Hükümeti’ni kurmaya çalışan partilerden en kuvvetlisinin, Vlaams Belang’ın siyasi emelleriyle aynı çizgide olduğu açıkça bellidir. Tabii ki bu parti silahı ateşleyip kurşun sıkmadı. Ama yıllarca özgürlük bahanesiyle yavaşca yaydığı görüşlerinin meyvesi olan bu kin, bu yabancı düşmanlığı kini iki kişiyi öldürdü ve de Türk vatandaşı Songül Koç’u yaraladı.
Bu olay bizleri, kin denilen şeyi derin ve kalın noktalarına kadar sorgulamaya zorluyor. İçinde yaşanan sistem genelde doğrusal olmayan düşünceler uyarınca işlediğinden dolayı kin ne insan, ne din, ne dil, ne kimlik ne de sebep arıyor. Önce sessiz ve haince kişileri kuşatır sonra toplum adına sinsi ve şiddetli bir zehire dönüştüğü için farklılık taşıyan insan ve şeyleri birer tehlike unsuru olarak görüverir.
Flaman toplumunun devlet olma rüyası bir akıl tutulmasına benzer. Toplum öğretmenliği kavramı içinde tarihin ilerletici unsurları ve eleştirel akıl anlayışından yoksun olarak yola çıkması kötü bir serüven başlangıcına benzer.
Yaşamdaki her şey gibi siyaset de dahil olarak insanı etkenlemesi, içinde yaşanılan toplumsal koşullarla ilintilidir. Dolayısiyle bir birincil ve yerel anlayış, bir de ikinci-düzen ve yabancı anlayış ortaya çıkar. Aradaki tek fark ise, ikinci-düzen ve yabancı eklem anlayışı bir gelenek olmadığı için eleştirel ve tartışmacı bir tutumdur. Bu nokta bizlerin, yani yabancı kökenli Belçikalıların doğal yeridir. Dünyanın bütün yoksul ülkelerinin, hatta Türkiye’nin temel çıkarlarının Batı toplumlarının çıkarlarıyla zıt bir karakter taşıdığından yola çıkarak sosyolojik bilimlerin evrensel olmadığını ileri sürenlerin bir mayın tarlası üzerinde olduklarından haberleri bile yok gibi. Belçika’da yıllardır tecimsel ve anamalcı değerler kuramına verilen yoğun siyasi desteğin çok azını insanlara verme cömertliğinde bulunulursa insanoğlu yeni bir çağa girebilir. Hepimiz bunu yanlızca umut etmekle kalmayıp, talep etmek durumundayız. Yaşamın daha çok itelemesi ile bazı değerler kaybedilir. Fakat para veya tazminat ile yaşam satın alınarak huzura kavuşulmaz.
İşte bütün bunlara dayanarak Hans Van Themsche davasının sonucu bir örnek teşkil etmelidir. Değilse neden maymunların ülser olmadıkları bir soru olarak kalır. Her birimizin dehşet uyandırabilecek bir yönü olduğunu biliyor ve ürküyorum.
28/10/2007, Mehmet Aydoğdu, Binfikir Gazetesi Ekim sayısı köşe yazısı