Son yıllarda dünya kamuoyu Doğu-Batı, Kuzey-Güney çatışmalarına odaklanıyor. Bu konuda yazılan makalele ve kitapların haddi hesabı kalmadı. Burada en dikkat çeken şey, İslam uygarlığı ile Batı uygarlığı arasında temelden bir çatışmanın varlığına inanan ve savunanların sayısının yükselmesi.
Oysa gerçekler farklı. Geçen asırdan yaşadığımız yüzyıla akıp gelen en ciddi sorunlar; ne medeniyetler arasında ne de ülkeler arasında gerçekleşiyor. Yaşanan çelişkiler hep ülkelerin kendi içindeki birer unsur olarak kalıyor. Hemen belirteyim ki “medeniyetler çatışması” ülkelerin kendi içlerinde yaşanıyor. Belçika ve Türkiye’deki siyasi, sosyal ve toplumsal gelişmeler değerlendirilirse, bu iki ülkede fikirler çatışıyor, farklı eğilimler için kapışılıyor. Bu iki ülkedeki çatışmaları, Flemenk ile Valon, Müslüman Türkler ile ötekiler diye ayırmak, durumu alevlendiriyor. Çünkü günümüz insanı bireysel ve ailevi sorumluluğundan kaçarak kendisine özel haklar arıyor. Kısaca ülkeler bazında bazıları, toplum içindeki öteki insanlardan daha çok “sahibi ve koruyucu” olma iddiasını taşıyorlar.
Bu tür davranışın en tehlikeli örneği şu an Fransa’da. Fransa, Cumhurbaşkanı Sarkozy sayesinde medeniyetler çatışmasını kendi içinde yaşamaya hazırlanıyor. Uyum politikası sayesinde uyumsuzluk üretilerek, ekonomik sıkıntılar örtbas edilecek. Fransa’da yaklaşık beş milyon yabancı yaşıyor. Bunların büyük çoğunluğu Müslüman. Fransa’da eğitim, sosyal ve ekonomik durumu en zor olan gruplar, yabancılar ve Müslümanlardır. Yine de Fransa’nın özgür ama tecimsel çıkarlara esir medyası Fransa’nın İslamlaşmasından söz ediyor. Sanki devlet-i ideolojik bir ajan çalışması yapılıyor. Hatta bu yüzyılın sonlarına doğru Fransa’da olacağı gibi Avrupa’nın İslamlaşacağı öne sürülüyor. Oysa beşyüz milyon nüfuslu AB ülkeleri içinde Müslümanların sayısı onbeş milyondur. Şu büyük tehlikeye bakar mısınız.
Bütün bunların altında başka sebepler var. Yaşam sebebi. Artık Fransız ya da Avrupa vatandaşı olsun bu gerçekle karşı karşıya. Bütün dünyanın gözü önünde öteki kültürlerle ve farklı inançlarla nasıl kaynaşacaklarını bilemiyorlar. Globalleşme diye çıktıkları yolda yaşam da devam ediyor. Yaşam yumağından bir iplik ucu çekince, başka uçlar da birlikte gelir. Ama Batı dünyası sadece kendi çıkarları için fazla uzun bir parça çıkarayım diye çok çekti, iplik uçları birden düğümleniverdi, yaşam yumağı daha karışık hale geldi. İnsanlar başka türlü nasıl bağlantılı hale gelebilirdi ki? Günaydın cüce siyasetçiler. Boyunuzla posunuzla değil de siyasi vizyonunuzla görünün. Bırakın şu kağıttan kuşa benzer bir şeyi başımız üzerine tutmayı. Artık yağmur silmiyor bu yanık izlerini. Her birimiz için yaşam yükleneceğimiz yüktür.
Binfikir Gazetesi 2007 Temmuz sayısı / Mehmet Aydoğdu