Geçenlerde birkaç kişi son yazılarımı eleştirerek, beni Belçika’yı daha iyi tanımaya davet etti. Özelliklede “Yağmur taşı ve yitik Belçıka”başlıklı yazımı yanlış bulmuşlar. Olabilir. Ben beğeni çabasıyla değil, insanı düşünerek yazarım. Belki bu fark anlaşılamamış olabilir.
Söz konusu yazımda, Belçika’da yaşanan son siyasi gelişmeleri değerlendirerek, ülkeyi sahte hırsız Valonlar ile Flaman kovboyların kol gezdiği bir yere benzetmiştim. Yobazlaşan toplum ile soysuzlaşan siyaset arenasında olup bitenleri dikkate alarak yazdığım bu yazıma, yeni örnekler vererek kaldığım yerden devam edeceğim:
1- Liege’de kuyumculuk yapan ve çifte tabiiyetli Feridun ile Yıldırım Kaynak adlı kardeşlerin bir gün telefonları çalar. Kendisini Meuse nehri aşağı bölgesi Federal Polis Karakol’unda görevli bir komiser olarak tanıtan kişi, birkaç gün önce çalınan bir banka kartı üzerine yaptığı araştırmadan bahseder. Önyargılı, ima dolu sözlerinden biri “Eğer dürüst bir yabancıysanız, bu banka kartı ile sizden alış veriş yapan kişiyi veya kişileri ele verirsiniz” olur.
2- Yine Liege’de, dönercilik yapan ve çifte tabiiyetli Murat Boğa, her yıl olduğu gibi ocak ayında Avusturalya’daki akrabalarını ziyaret etmek üzere bu ülkenin Brüksel Başkonsolosluğuna vize isteminde bulunur. Ancak, Avusturalya’nın yeni terör yasası sonucu “Türkiye Adana” doğumlu olduğu için otomatik vize isteği reddedilmiştirr ...
3- Belçika Patronlar Federasyonu diyebileceğimiz FEB Başkanı’nın resmen kabul etmiş olduğu gibi eşgalleri veya adları yabancı olanların, işverenler tarafınca maruz bırakıldıkları yabancı düşmanlığı ise utanç verici bir başka örnektir.
Belçika’da yaşadığımıza göre bunlar da yazılmalıdır. Toplum içindeki sorumlulukta bize düşeni yaparak, olumsuzlukları ve haksızlıkları azaltmaya çalışmalıyız. Ateşi söndürmek için bir kuşun gagasında taşıdığı bir damla su gibi, her birimiz, kendi gücü oranında bir damla katkıda bulunduğu zaman, toplum olarak ne denli büyük bir güç ve çözüm kaynağı olduğumuzun farkına vararak, eşit ve özgür bir insan olmanın gücünü ve güzelliğini yaşayacağız. Kardeşliğe, barışa ve huzura giden yol, her birimizden katkı ve fedakarlık gerektirir. Belçikalı, Japon veya Türk olalım, ne değişir ki. Her zaman sunii hayat bildiğini okumamalı. Her ülke yöneticisi veya insanlar toplumu olarak “Maydonoz terapilare” sonverilmelidir. Artık, zaman yola koyulma zamanıdır. Onun için değer üreten, yaşantınız olsun dilerim. Değilse, bol maydonozlu köfteleriniz afiyet olsun derim.