Frankenstein ya da Modern Prometheus, Mary Shelley'nin en ünlü romanıdır. İlk kez İngilizce olarak 1818 yılında Büyük Britanya'da yayımlanmıştır. Birçok kez sinema ve tiyatroya da uyarlanmıştır.
Belçika'nın Frankenstein'ı ise 13 Haziran'da doğuyor. Kamuoyu yoklamalarına bakılırsa Flaman Milliyetçisi N-VA 4 Flamandan birinin oyunu alarak sandıktan Flaman Bölgesi'nin birinci partisi olarak çıkacak. Flaman Bölgesi'nin en popüler politikacısı ise partinin başkanı Bart De Wever.
N-VA sadece Lijst Dedecker ve Vlaams Belang seçmenlerinin aklını çelmiyor, CD&V, SP.A, Open VLD hatta Groen! bile N-VA'ya seçmen kaybediyor. Çeşitli araştırmalar N-VA seçmeninin büyük bir bölümünün Belçika'nın sonunun gelmesini istemediğini ortaya koyuyor. Flamanlar N-VA'ya oy vererek geçen 3 yılda Belçika'nın yönetiliş şekline tepkisini dile getiriyorlar. Seçmen erken seçim yapılmasına da kızgın. Sonuç olarak da klasik partilere faturayı ödemek düşüyor. Bu da oylarını N-VA'ya kaptırarak gerçekleşiyor.
N-VA'nın palazlanmasında emeği geçen eski ittifak ortağı CD&V birinci parti konumunu yitiriyor. Hatta yüzde 20 psikolojik seviyesinin altlarına iniyor. Eğer kamuoyu yoklamaları doğru çıkarsa CD&V tarihinin en kötü seçim sonucunu alacak.
Koalisyondan çekilip ülkeyi seçime götüren sürecin başlamasında etkili olan Alexander De Croo umduğunu bulamıyor. Başkanlığını yaptığı Open VLD Dimyat'a pirince giderken evdeki bulgurdan olma riski ile karşı karşıya. Muhalefette yetersiz kalan SP.A da umut vermiyor. CD&V gibi ırkçı Vlaams Belang partisi de büyük bir darbe yiyor. Groen! Oylarında ise hafif de olsa olumlu bir kıpırdanma görülüyor. 13 Haziran'da
“yeşil” bir süprizle karşılaşabiliriz. Jean-Marie Dedecker oylarını koruyor. Flamanların üçte biri 1 yıl önceki bölge seçimlerindeki siyasi tercihlerini değiştirme eğiliminde. Sevindirici bir sonuç ise beklenenin aksine seçimlerde oy kullanacakların oranının 1 yıl öncesine göre daha fazla olacağının ortaya çıkması oldu. Anlaşılan seçimleri boykot çağrısı en azından Flaman Bölgesi'nde ters tepmişe benziyor. Flamanlar seçimleri boykot etmiyor, gidiyor ve tepkisini medyanın ve diğer siyasi partilerin yarattığı ve palazladığı Frankenstein'a, NVA'ya oy vererek gösteriyor.
Diğer partileri anladık da medyanın ne suçu var bu işte diye sorduğunuzu duyar gibiyim. Karşı dil grubundaki radikal ve uç çıkışları anında gündeme taşayan Flaman ve Frankofon medya, uzlaşmacı yaklaşımlara gereğince yer vermiyor. Bir tarafta N-VA başkanı Bart De Wever diğer tarafta ise FDF Başkanı Olivier Maingain ve cdH Başkanı “Madame non” Joëlle Milquet medyanın tutumundan yararlanırken aslan payını De Wever alıyor. Maingain'in Brüksel'in genişlemesini , De Wever'ın ise sosyal güvenliğin ayrılmasını istemesinden daha doğal ne olabilir ki! Bir Belçikalı Brüksel-Halle-Vilvoorde uzmanının deyimiyle bunun Papa'nın “ben Katolikim” diye açıklama yapmasından farkı yok. Hiç haber değeri olmayan benzeri açıklamalar De Wever ya da Maingain'in ağzından çıkınca medyada fazlaca yer buluyor ve radikalların ekmeğine yağ sürüyor.
14/06/2010, Erdinç Utku - Binfikir Gazetesi Haziran 2010 sayısında yayınlanmıştır.