Beringen Belediyesi Başkan Yardımcısı Türk kökenli politikacı Selahattin Koçak’ın Flamanlar ile Müslümanların karşılıklı klişe ve önyargılarını ele aldığı “Wie Is Er Bang Van De Islam? - Kim korkar İslamdan” adlı kitabı Bürgerhoff Lamberights Yayınevi tarafından yayımlandı. Kitabında tabuları yıkan Koçak, İslam hakkında çok az Flamanın bildiği gerçekleri ortaya koyarken İslamla ilgili problemli noktaları da dile getiriyor. Selahattin Koçak kitabı ile ilgili olarak, “İslam hakkında Belçika’da genellikle uç ve marjinal insanlar radikal açıklamalar yapıyor. Bu konuda rahatsızlığımı daha önce birkaç kez dile getirmiştim. Sonunda oturup bir kitap yazıp İslamı daha içinde olan ve geneli temsil eden birinin bakış açısıyla anlattım. Amacım bilimsel bir çalışma yapmak değil, seni beni anlatmaktı, ben de kendimi anlattım” diyor.
Binfikir Yazım Atölyesi öğrencilerinin benim rehberliğimde kaleme aldığı skeçlerde de Türkler ve Belçikalıların karşılıklı önyargıları ti’ye alınıyor. Belçikalı Donna ile Türk Döne’nin hazırladığı “Donna&Döne TV yemek programı” Brüksel’de, 27 Mart Dünya Tiyatrolar Günü kutlamasında sahnelendi. Skeçin bir bölümünü sizinle paylaşmak istiyorum:
- Geçen hafta bizim mutfağımız şöyle iyi, böyle güzel dedin, yapa yapa frit (kızarmış patates) yaptın. Midye ve frit... steak ve frit... stoofvlees sos ve frit... Al sana Belçika mutfağının listesi! Frit olmasa yandınız. Bir tek biranıza bişey söyleyemeceğim ama o da bizim rakının yanında light kalıyor kuzum.
- Başlamayalım yine, geçen hafta neredeyse yayından kaldırılıyorduk. Hem bizim mutfağımız sağlıklıdır, sizin gibi yağı, tuzu, biberi doldurmuyoruz. Nedir o öyle her yemekte biber kullanıyosunuz! Mazoşist misiniz kuzum siz, acı çekmekten hoşlanıyosunuz galiba! Neydi geçen hafta yaptığın pastırmalı kuru fasulye, tereyağlı bulgur pilavı. Yanına da soğan kırdın elinle. Hem biramıza laf ediyorsun, peki doğal viegra çikolatamıza ne bahane bulacaksın? Dünya çapında biliniyor.
- Ha ha... çikolatanın bir işe yaramadığı anlaşıldı, yalanınız kanıtlandı. Dünya çapında bir yalanmış! Sizin viegra dediğiniz çikolata bizim mesir macunu ve incirin yanında doğum kontrol hapı gibi kalıyor şekerim! Acı biberimiz ise her derde deva. Siz sostan başka bir şey bilmiyorsunuz. Yemeklerinizin tatsızlığı anlaşılmasın diye yüzlerce sos uydurmuşsunuz, mutfağınız S.O.S veriyo haberiniz olsuun!
…
- Tamam tamam çekiyorum kartı. Vee bugünkü yemeğimiz omlet. Harika bir seçim.
- Gâvurun çektiği de bu kadar olur! Gitti sahanda yumurtayı seçti, adına da omlet dedi!
- Lütfen Döne. Omlet yapmak bir sanattır. Biber ve soğan kullanmıyoruz ya hemen bahane bulma.
- Biz biberli soğanlısına menemen deriz. Bilmezsin sen. Omlet yaparsın, sanatçısın ya!
- Tamam tamam. Yemeğe başlıyoruz. Önce tavaya yağ koyuyoruz.
- Evet ben evden kuyruk yağıyla tereyağı getirdim.
- Ben onu kastetmedim, zeytinyağı diyorum.
- Tereciye tere satma. Zeytinyağı da bizim Akdeniz’den geliyor zaten. Ama sana acıdım. Bir elimde tereyağı, bir elimde kuyruk yağı, umurumda mı zeytinyağı! Al senin olsun. (Donna tiksinerek kuyruk yağına bakar)
- Hayvan bağırsağı yiyen kuyruk da yer. O yüzden Avrupa Birliği’ne almıyolar sizi!
- Ona kokoreç derler! Daha adını bilmeden tadına laf edersiniz. Hem Avrupa Birliği’ne girmek için illa ki domuz mu yemek gerekiyor. Hele bir Avrupa Birliği’ne girelim sen görürsün. Her köşeye dönerci açtığımız gibi yanlarına da birer kokoreççi ekliycez.
- Helal domuz yersin, bizim Mustafa kesiyor!
- Ya sabır!
- Her yediğinizin helal olduğunu nerden biliyosunuz, kesimini görmeden?
- Dinime küfreden Müslüman olsa! Siz sanki her yediğinizin ne olduğunu biliyosunuz. Sosislerinize diyecek söz bile bulamıyorum, içinde ne ararsan var!
- Evet sizin kadar soğan sarmısak yemediğimizi biliyorum.
- Dilimle karpuz satın alıyorsunuz. Utanmasanız domatesi de dilimle alacaksınız. 236 gram kıyma alındığını da sizde gördüm. Biz alınca kasayla sebze, kiloyla da et alırız.
...
Çizim: Gürcan Gürsel
04/04/2010, Erdinç Utku (İlk olarak bugünkü Cumhuriyet Gazetesi'nde yayımlanmıştır.)