“Acaba asıl biz, oradaki, Türkiye’deki bizler miyiz, kendimizi Türkiye’de bırakıp mı geliyoruz Belçika’ya? Birkaç haftalığına da olsa insanın kendi ülkesinde tatil yapması bizi bize daha da yakınlaştırıyor. Her tatil, nerede geçirilirse geçirilsin, insanın kendine yaptığı uzun bir yolculuktur aynı zamanda. Biz Avrupalı Türklerin Türkiye’de geçirdikleri tatil ya da daha gerçekci bir kelime ile “izin” can simidi gibi yetişiyor imdadımıza tam derinliklerinde boğulmak üzereyken hayatın. Bambaşka biri olup çıkıveriyoruz. Umut dolu ve özgüveni artmış olarak.”
Keşke böyle başladığım yazıyı aynı çizgide devam ettirebilseydim. “Umut dolu ve özgüveni artmış olarak” çıkılan tatilden ziyade insanı karamsarlığa iten bir deneyim oldu benimki…
“Nasrettin hoca yaşasaydı, göle HAYA çalardı” dedirtecek haldeki yozlaşma ve ahlak çöküşünü görmezden gelip Türkiye’de tatilden keyif alabilen de vardır mutlaka ama ben gözlerimi ve beynimi kapayarak keyfime bakamıyorum ne yazık ki!
“17 Yeniden” filmini izlediğimin hemen ertesi günü 20 yıl öncesine, üniversite yerleşkesine yaptığım zaman tüneli yolculuğunda “Orada Devlet Ticaret Üretiyor” sloganıyla başkaldıran öğrencilerde 20 yıl önceki “beni” gördüm. Kendime bir merhaba deyip, kendi kendimle fakültemin kantininde dertleştim. Tost ve çayla yaptım bu işi. Sadece ekmekler değil, tostlar ve çaylar da bozulmuş güzel ülkemde!
Adım başı bir üniversite açarak üniversiteleri lise düzeyinin altında eğitim verir hale getirmişler göz göre göre. Sanki Allah Türklere “Üniversite OKU, Üniversite OKU, Üniversite OKU” buyurmuş. ÖSSland’a çevirmişler cennet vatanı. Dersaneler ticarethane, liseler dersanelere müşteri yetiştiren kurumlar olmuş. Öğrenciler müşteri, hastalar müşteri, vatandaş müşteri olarak görülüyor. Kocaman bir ticarethaneye çevirmişler anayurdu! Sadece oylar değil, her şey satılık güzel ülkemde.
“Eski solcular şimdi de sağcıların sol kolu” durumunda. Karaoğlan Ecevit gibi dağa taşa adını yazdırabilecek birinin alternatif olarak çıkması da zor. Liberallerin birleşmesinden medet umar halde sosyal demokratlar. Utanmasalar dağa taşa “Umudumuz DP” yazacaklar.
Her yeri kablosuz internet bağlantısı kablamış. Restotanlarda “kuru-pilav üstü bir kablosuz lütfen” denecek neredeyse! G3 ile terror estirenler şimdi 3G teknolojisi kullanmaya başlıyor. Internet ve cep telefonu kullanma konusunda bir acayip milletiz. MSN ile görüntülü iletişim kesmiyor halkımızı, bakalım 3G tatmin edebilecek mi? Teknoloji üretimi konusunda sessiz kalan çalışkan ve zeki Türk milleti dünyanın en hızlı internet ve GSM teknoloji kullanıcıları arasında. Eee kolay mı, tüketici toplumu oluyoruz...
Kriz konusunda da ilginç adımlar atılmış. Kafasına göre kriz indirimi yapıyormuş maaşlardan patronlar. Hem de önceden çalışanlara bildirmeden.
Dalyan’da turizmci (sivri)sinek avlıyordu. Kriz bizi de vurdu diye yakınıyordu esnaf.
Çikolatalı gözleme ile açılım yapan turizm yöresi halkı geleneksel gözlemenin ruhuna ticaret kaçırmış. Araki içinde peynir bulasın!
Sigara yasağı ile « Dumansız hava sahasına” kavuşan bizim diyarlara en uygun türkü ise hala “DÜMENLİ DÜMENLİ bizim eller” ne yazık ki!
“Eee kardeşim sahi sen tatile kafa dinlemeye gitmedin mi, boşverip bunları eğlenmeye baksaydın ya!” diye sorma ne olur... Vallahi elimden geleni yaptım olumlu gelişmeleri görmek için.
“İki yüzlülük ve ahlaksızlık sanki burada yok mu? Takma bunları birader” dediğini de duyar gibiyim.
Tamam, tamam listeyi daha da uzatıp sizin de moralinizi bozmayayım.
Tatilden yeni geldim, şimdi biraz dinlenmeye ihtiyacım var. Bana biraz müsade!
06/08/2009, Erdinç Utku