İşte size mali ve ekonomik krizin ilk 6 ayının dramatik bilançosu: “işsizliğin ve iflasların aşırı bir şekilde artması, otomobil satışlarının ve borsa endekslerinin tepetaklak olması”
Daha 6 ay önce 2008 yılının Eylül ayında Belçika’da işsizlik rakamları azalıyor (Flaman Bölgesi’nde yüzde 4.5) ve otomobil satışları artışını sürdürüyordu (yüzde 5.3). Ancak kriz bu iyi gidişi tamamen tersine çevirdi. İşsiz sayısı yıllık bazda artarken (Flaman Bölgesi’nde yüzde 15.3) Belçika’da otomobil satışları yüzde 17 düştü. Diğer 2 ekonomi parametresi, şirket iflasları ve borsa endeksi de aynı yönde seyretti. Şirket iflası sayısında her ay yeni bir rekor kırılırken Eylül ayı başında yüzde 28 düşüş kaydeden Bel20 endeksindeki kayıp yüzde 57’lere ulaştı.
Sözü rakamlara bırakırsak krizin boyutunu anlamamız daha da kolaylaşacak:
İşsizlik
Eylül 2008: % -4.5
Şubat 2009: % +15.3
Şirket iflasları
Eylül 2008: % +11.2
Şubat 2009: % +22.1
Otomobil satışları
Eylül 2008: % +5.3
Şubat 2009: % -17
Brüksel Borsası (Bel20)
Eylül 2008: % -28
Şubat 2009: % -56.5
Korkmayın, korkmayın, De Standaard Gazetesi’nin yaptığı gibi ekonomik analiz yapmayacağım. Hele dünyanızı daha da karartmaya hiç niyetim yok! Evde TV’de, yolda otomobildeki radyoda, gazetede, işyerinde... her yerde liste halinde hangi fabrikanın kapandığı, hangi işyerinden kaç kişinin atıldığı haberleri... Çalışanın işini kaybetme, kağıtsızın yakalanıp sınır dışı edilme, girişimcinin iflas etme, velhasılı kelam herkesin gereğinden fazla korkusu var zaten.
Buna rağmen krize olumlu tarafından bakamaz mıyız? Bu kriz bizi bize tekrar hatırlatıp, kendimize gelmemize yardımcı olamaz mı? Vazgeçtiğimiz
büyük umutları anımsayıp dünyaya daha başka bir gözle bakmamıza katkıda bulunamaz mı? Zaten tiyatro yönetmeni Şahika Tekand da söyledikleri
ile bu konuda bizlere yeni ufuklar açmıyor mu? Bakın ne diyor: “Avrupa bu ekonomik krizi yaşarken bazı şeyleri yeniden hatırlayacak. Çünkü
son 20 yıldır öyle güvenli, öyle korumalı bir hayat yaşandı ki, insanlar aslında içinde bulundukları tragedyayı anlamadılar, ama ilk ekonomik kriz
vurduğunda, toplu işten çıkarmalar, büyük şirket çöküşleri yaşanmaya başlar ve o zaman Avrupa yeniden umutsuz olmak nasıl bir şeydir belki de bununla yüzleşmeye başlar. Sadece Avrupa değil bütün dünya. Doğrusunu söylemek gerekirse artık orta yaşlı biri olarak, bu çağdaş insanın korkaklığı, hayatı değiştirmekten vazgeçmiş olması, eline verilen küçük konforlarla yetiniyor olan hali ve o büyük umutlardan vazgeçmiş hali beni çok üzüyor.”
Fabrikalar kapanıyor, işyerleri iflas ediyor, çalışanlar işten çıkarılıyor. Belçikalı diken üstünde sıranın ne zaman kendisine geleceğini bekliyor. “Umutsuz
olmak nasıl bir şeydir” onu yeniden yaşıyorlar. Umarım insanlar içinde bulundukları tragedyayı şimdi daha iyi anlarlar ve çoktan vazgeçtiğimiz büyük umutlara tekrar sıkı sıkıya sarılırlar. İşimizden, küçük işyerimizden, evimizden, arabamızdan, borçlarımızdan ve küçük konforlarımızdan, yani bizi
sisteme sıkı sıkıya bağlayan zincirlerimizden başka kaybedecek şeyimiz yok. Oysa, kazanacağımız koskoca bir dünya var...
11/03/2009, Erdinç Utku, Binfikir Gazetesi Mart 2009 köşe yazısı