Brüksel’i gezenler kentin atmosferinde Türk kökenli bir mimarın önemli izleri olduğunu fark etmeyebilirler. Defalarca alışveriş yaptığı alışveriş merkezinin restorasyonunda bir Türk’ün yer aldığını nereden bilsinler ki! Kaldıkları otelin, para çektikleri bankanın, her gün önünden geçtikleri Avrupa Birliği (AB) binasının ya da kanalının kıyısında dolaştıkları mahallenin mimarının bir Türk olabileceği akıllarından bile geçmez. Brüksel’de toplam 4 milyon metrekarelik bir alan üzerinde inşaat yapmış olan Şefik Birkiye, Belçika’da toplam 5, dünyada 10 ayrı ülkede 8 milyon metrekarelik bir alana imza atmış durumda.
Yerel çağdaş mimariyi savunan ve çalışmalarında da uygulayan, insan ve çevre odaklı mimarinin evrensel temsilcisi Birkiye, yaptığı binaların kent dokusuna ve çevreye uyumuna önem veriyor. “Her kentin bir felsefesi var, bir atmosferi var. Brüksel’de bina inşa ettiğimiz zaman, tuğla, tuğla çizgileri, renkleri, kornişler önemlidir. Çatılar 30-40 derece olacaktır, daha fazla ya da az değil” derken kentlerin de aslında karakterleri olduğunu vurguluyor. Felsefeye yoğun bir ilgi duyan Şefik Birkiye’nin mimarlık anlayışı felsefeden etkilenmiş: “Özellikle ortak yaşamı anlatan varoluşçuluk, tek bir gerçeğin üzerinden değil ortak mahal, ortak yaşam üzerinden hareket ettiği için benim şehircilik kavramımda da etkili olmuştur. Farklı kültürlerin, farklı fikirlerin ortak yaşam alanlarında buluşmaları toplumdaki bütün bireylere özgürlük ve yaratıcılık getirmektedir” diye düşünüyor.
Mimariyi, müziğe ve orkestraya benzeten Birkiye, mimarlık eğitimini babasının görevi nedeniyle geldiği Brüksel’de tamamladı. 1979 yılında kurduğu Atelier D’Art Urbain ile önemli projelere imza attı. AB için çok sayıda binanın yanı sıra oteller, alışveriş merkezleri, büyük banka binaları ve kentsel dönüşüm projeleri geliştiren Birkiye, projelerini kendi finanse edebilmek için gayrimenkul yatırım alanında uzman bir kadroyla proje geliştirme ve finansmanı şirketi Vizzion Europe’u kurdu. Türkiye’deki yatırımlarını ise 2005 yılında kurduğu AAU Mimarlık yürütüyor. Birkiye, Türkiye’de özellikle Haydarpaşa Limanı için sunduğu projeyle gündeme geldi, hatta topa tutuldu. Mimari açıdan bir şehrin kültüründen ve geçmişinden etkilenmiş ve hiç kopmadan yeni bir yorum getirebilmenin ilk örneği olması nedeniyle ilk çalışmalarından biri olan İstanbul’daki Klassis Otel’in Birkiye’nin gönlündeki yeri ayrı. Çevrenin dokusuna, tarihi yapısına uygun mimarlık yaklaşımı ile tüketimin baş tacı edildiği, insanın tükettiği sürece değer kazandığı günümüzde, modası geçmeyen yapıtlarla dünya çapında başarı elde etmiş ve mimarlığın Oscar’ı sayılan 3 ayrı da ödül almış bir mimar Birkiye.
“Biz ekolojik, çevresel yaklaşımda uzun yıllar dayanan stillerden yanayız. Fakat moda mimari akımlar 30 senede bir çöpe gidiyorlar. Bir tüketim mimarisi oluşuyor. Hiç modası geçmeyecek, şehrin bir parçası olacak projeleri savunuyoruz” diyen Birkiye, ekoloji üzerine yılda 6-7 konferans veriyor. Kanal kıyısındaki terk edilmiş virane Brüksel’e “kanal mimarisinden esinlenerek, eski binaları konuta çevirip bir mahalle yaratarak” tekrardan can veren projede de adına rastlanan Birkiye “Kentte yaşa, yuvanda hisset” sloganında özetliyor hünerini.
Belçika’da aylık olarak Türkçe yayımlanan Binfikir gazetesinde felsefi yazılar yazmaya başlayan Birkiye’nin ilk yazısı, kentlerin çirkin yapılarla dolması konusunda insanlığı isyana çağırır türden bir çığlık sanki: “Hep birlikte müthiş bir enerjiyle ve toplum olarak günlük hayat kalitemizin giderek bozulmasının önüne geçebildiğimiz zaman, atalarımızın dediği gibi sadece kapımızın önünü temizlemiş olmakla kalmayacağız, aynı zamanda yıllardan beri bizlere ‘tüketici’ takma adını takan ilkel, vahşi kapitalizmin politikalarına da bir tekme atmış olacağız.”
09/12/2008, Erdinç Utku