Avrupalılar onu “Anadolu müzik geleneği ve sufizm etkisi ile kültürel ve etnik miras temelinde Türkiye ve Mezopotamya müziği yapıyor” diye tanıtıyorlar konser duyurularında. Uzun yıllardır Avrupa’da, epeydir de Belçika’da yaşayan Tanar Çatalpınar’ın Avrupa macerası 1973 yılında başlamış. Bir arkadaşı ile birlikte Rotterdam’a gelmiş. Amacı oradan İngiltere’ye, sonra da Güney Amerika’ya gitmekmiş. Evdeki hesap (ortak) pazara uymamış. Roterdam’da kulüplerde çalmış, kaçak olarak fabrikalarda ve gemilerde temizlik yapmış. Belçika ile buluşması 1992 yılından itibaren Liege’de yaşayan ikinci hayat arkadaşı nedeniyle olmuş. 2000 yılında ise Brüksel’e taşınmış Çatalpınar. Türkiye’den geliyor, Belçika’da yaşıyor, resmen Hollandalı ama kendini dünya yurttaşı olarak görüyor: “Ben hem Hıristiyanım hem Yahudiyim hem Müslümanım. İsmim insan. Mecbur kaldığım için pasaport taşıyorum, hiçbir pasaportun meraklısı değilim” demesi ondan. “Ne artizim ne sanatçı. Ben âşık biriyim” diyerek ozan olduğunu özellikle vurgulama gereği duyuyor Çatalpınar. Artiz ve sanatçı(!)dan geçilmeyen bir ortamda haksız da sayılmaz. “Halk müziği, benim temelim. Halk müziğini kendime göre yapıyorum. Kulağıma giren diğer farklı müzikler de yüreğime girdi. Blues, caz, pop... Sufizm denince Mevlevi ya da Alevi sufizmi kalıplarında algılamıyorum. Sufizmden ben Zerdüştlerin filozofu Zarathustra’yı anlıyorum” diyerek Batılıların müziğiyle ilgili tanımlamaları açma gereği duyuyor. Halkevleri geleneğini tatmış olan Çatalpınar, sanatın çeşitli dallarında yer almış. Kabare ve çocuk tiyatrolarında oynamış. İlk kez 1970 yılında Fikret Kızılok ve Âşık Veysel gibi ustalarla birlikte TRT’de televizyona çıkmış. İlk 45’liği 1972 yılında çıkmış. Soprano saksofon, saz, gitar, mızıka, perküsyon (vurmalı çalgı) çalıyor. Hepsini de kendi kendine öğrenmiş. “Saz çalışıma saz çalıyor, gitar çalışıma gitar çalıyor demezler. Ben kendime göre çalıyorum” diyen ozanın en iyi hükmedebildiği enstrüman ses, en önemli entrüman da o zaten. Tanar Çatalpınar demek, “Turqoise”, “East meets West”, Anadolu&Andalucia”, “Acha ve Tan” müzik grupları demek. Ya da tam tersi, bu gruplar demek Tanar Çatalpınar demek. Çatalpınar şu günlerde kendini tamamen 2 küçük çocuğuna vermiş durumda. Çocuklarına bakmaktan, onları kendisi yetiştirmekten zevk alıyor. Müzik çalışmalarını da fırsat buldukça sürdürüyor. Tanar olarak konserler veriyor, orkestra isterlerse de Tanar ve arkadaşları olarak sahne alıyor. Düzenleme ve bestelere katkı anlamında belirleyici olduğu, içinde yer aldığı gruplarla ilgili olarak “Gruba değişik insanlar girdikçe kendi katkılarını kendi anladıkları şekilde yapıyorlar. Kişilerin karakteri, müziğin rengini, kokusunu değiştiriyor. Temel ama hep aynı: Biz, hepimiz kardeşiz” diyerek farklı insanlar ve farklı tınıların füzyonuyla “insan”a doğru yaptıkları yolculuğu anlatıyor. Brüksel’in ortasında bir Anadolu dervişi, bir gönül adamı Tanar Çatalpınar.
31/08/2008, Erdinç Utku