Yemek masasında, hemen karşımda Hollandalı, onun solunda Flaman, sağ tarafımda Polonya kökenli bir Belçikalı(Belçika’da doğmuş büyümüş) sol yanımda ise Valon bir arkadaş var. Fransız mutfağından da anlayan Japon bir aşçı’nın leziz Japon mutfağı örneklerini tadarken konu dönüp dolaşıp Belçika’ya ve güncel sorunlara geldi.
Flaman arkadaşımız 6 yaşına kadar babasının görevi nedeniyle Asya’da kalmış olmasına rağmen “biraz fazla” Flaman. Holandalı arkadaş hem açık sözlü hem de hınzır bir şekilde “Sahi Belçika’da sizin sorununuz nedir" diye sormasaydı gecemizi memleket kurtarmakla mahvetmeyecektik.
Flaman arkadaş klasik “Biz kazanıyoruz, Valonları besliyoruz. Bundan bıktık, herkes kendi başının çaresine baksın” edalarındaydı. “Biz Fransızca öğreniyoruz, Valonlar Flamanca öğrenmiyor” gibi klişelerle devam etti sözlerine. Hollandalı arkadaş iddiaları yine aynı masadan örnekler vererek yalanladı. Sağımdaki Valon arkadaş neredeyse bir Flaman kadar Flamanca konuşuyordu. Hollandalı arkadaş sadece masadaki arkadaşımızı değil birkaç başka örnek daha verdi. Bölgesel gelir ayrılıklarının Hollanda, İtalya, Almanya ve diğer Avrupa ülkelerinde de olduğunu anlattı. Hollandalı arkadaş Flamanların yaşlandığını, sosyal sigorta sisteminin finansmanı için Flaman kesiminin genç iş gücüne ihtiyacı olduğunu hatırlattı. “Geleceğinizi garantiye almak için Valonlara muhtaçsınız” demeye getiriyordu. Belçika federal sisteminin sonunun getirilmesini isteyen Flaman arkadaşımız, “Zaten AB var. Sonuçta ayrıca bir federal hükümete gerek yok. AB’de bölgeler olrak temsil ediliriz” dedikten sonra “Valonların buna yanaşmadığını, çünkü AB’nin Valonlara Flamanlardan daha az kaynak aktaracağını” iddia etti. Hollandalı arkadaş ayrılmanın ekonomik maliyetlerinden dem vurduysa da “biraz fazla” Flaman olan arkadaşımız pek etkilenmedi.
Ateşli tartışma sakinleştiğinde nihayet bize de sıra geldi. Görüşümü sorduklarında “konu tamamen psikolojik ve yapay. Algılama sorunu” saptaması yaptıktan sonra iki bölgede de kamuoyunun medya ve bazı uç partilerin dolduruşuna geldiklerini ve “biraz fazla” Flaman ve “biraz fazla” Valon olmaya başladıklarını anlattım. Artık bu karşılıklı güvensizlik ortamında Belçika’nın “eski Belçika” olamayacağını ifade ettim dilim döndüğünce.
“Eğer Belçika federal yapısını korumak istiyorsa çözüm, tekrar ulusal düzeyde örgütlenen ve seçime giren parti sistemine geri dönülmesidir” dedim. Frankofon PS ve Flaman SPA yerine tüm Belçikalıları temsil eden bir Sosyalist Parti örneğin, Belçika Sosyalist Partisi. Aynısı diğer partiler için de geçerli, Groen! ve ecolo yerine Belçika Yeşiller Partisi, VLD ve MR yerine Belçika Liberal Partisi...
Saatler düşündüğümüzden daha hızlı çalışmaya başlamış, ertesi güne merhaba demiştik. Memleket kurtarma muhabbetimize Hollandalı arkadaşımız “Sizin bu Belçika’da çok kalitesiz politikacılar yıllardır ayakta ve önemli yerlerdeler. Bunlar bizim Hollanda’da olsa birkaç ay bile ayakta duramazlar, hemen alaşağı edilirler” diyerek Belçika siyasetçilerinin yetersizliğini, ben merkezciliğini ve çıkarcılığını eleştirdi.
Biraz fazla Flaman olan arkadaşımızı anlamakta güçlük çektim. Sanki kişisel olarak cebinden Valonlara para veriyormuş gibi rahatsızlık hissediyordu. Ve sahiden de buna inanıyordu. Sanki birileri cebinden para yürütüyor ve kendisi birşey yapamıyormuş gibiydi.
Valon Bölgesi’nin zamanında önemli sanayi merkezlerinden biri olduğunu şimdi tekrardan kalkınmaya başladığını, genç nesilin hem Flamanca öğrenme hem de çalışma konusunda farklı düşündüğünü ve davrandığını biraz fazla Flaman olan Belçikalı arkadaşımıza anlatmak, biz Hollandalı, Türk ve Polonyalılara düşüyordu.
21 Temmuz Ulusal Bayramına iki gün kala Belçika’nın içine düştüğü durumu artık siz farz edin! Sahi n’olacak bu memleketin hali? Birkaç kadeh rakı atsaydık, memleketi masada kurtarabilir miydik, ne dersiniz?
19/07/2008, Erdinç Utku