Bu sistemi eleştirmekten çok acil yeni bir sistem bulmak gerekiyor. Aksi takdirde, özellikle Brüksel
gibi bölgelerde “apartheid” okulları oluşacak.
---
Toplumların refah düzeyi çoğu ülkede eğitime de yansır. Daha doğrusu genellikle eğitim ve refah düzeyi parelel gider. Birçok Avrupa Birliği ülkesinde de bu kaygı ile eğitim zorunluluğu 18 yaşa yükselmiştir. Bu yaş Belçika gibi ülkelerde aynı zamanda seçme ve seçilme yaşıdır. 20 yıl önce Belçika’da eğitim zorunluluğu 16’dan 18’e çıkartılırken bunun işsizlik istatistiklerini şaşırtmadan ibaret olduğunu iddia edenler de olmuştu. Ama gerekçe ne olursa olsun sonuç eğitim seviyesini yükselterek istihdamı kolaylaştırmaktı. Diğer yandan da gençleri en azından 16 yaşına kadar eğitim görmeye itmekti. Bilindiği gibi eğitim 18 yaşına kadar zorunlu ama 16 ile 18 yaş arasında isterseniz yarım zamanlı eğitime geçip yarım zaman da staj yapabileceğiniz çıraklık okullarına devam edebiliyorsunuz.
Gelelim eğitim sistemindeki adilliğe, eşitliğe. Bir kere Belçika’da milli eğitim diye bir şey yok. İki tarafın, yani Flaman ve Fransızca konuşan Toplulukların nezdinde Eğitim Bakanlığı var. Ancak bunun yanında eğitim veren okullar 3 genel şebekeye aitler. Yani “Eğitim Bakanlıkların’ın okulu”, Belediye okulları ve Katolik okullar. Denetim ve müfradat Flaman ve Fransızca konuşan toplulukların bakanlığı tarafından yapılsa da, herkes okulundaki eğitimin örgütlenmesinden sorumlu.
Flaman tarafı “siyahlar”, “beyazlar” okulları olmasın diye ortaokula kayıtlarda bazı kurallar belirledi. Örneğin önce o okulda kardeşi olanlar, sonra anneleri lise mezunu olmayanlar, sonra diğerleri, vs. Frankofon okullar için de bu sene çıkartılan bir yasal düzenlemeyle belli bir “sosyal karma” ya ulaşılmaya ve okullar arasında oluşan uçurumu azaltmaya yönelik şartlar getirildi. Belli bir tarihte başlayan kayıtlara önce öncelikli gruplar : kardeşler, belli oranda engelliler, okul çalışanlarının çocukları ve o okula bağlı ilkokul öğrencileri yazılabilecekti. Daha sonraki dönemde sıralama olmadan herkes başvurabilekti. Eğer okuldaki kontenjan kadar başvuru varsa herkes yazılacaktı. Başvurular kontenjandan fazlaysa belli kura yöntemleri ile kayıtlar belirlenecekti. Böylece amaç hem herkese aynı şansı vermek hem de bazı okulların önünde bir gece önceden oluşan kuyrukları engellemekti. Ne yazık ki bu sistem de istenildiği gibi sonuç vermedi. Çünkü rağbet yine aynı okullara oldu ve çocuğunun açıkta kalmasından korkan veliler çocuklarını
birkaç okula birden yazdırmaya başladılar.
Bence bu sistemi eleştirmekten çok acil yeni bir sistem bulmak gerekiyor. Aksi takdirde, özellikle Brüksel gibi bölgelerde “apartheid” okulları oluşacak. Bir taraftan birkaç dil bilen yüksel öğrenimliler, diğer taraftan Belçika’nın resmi dillerinden birini bile doğru dürüst konusamayan işsizler ordusu yetiştirilecek.
28/01/2009, Leyla Ertorun, Binfikir Gazetesi Ocak 2008 köşe yazısı