Her şey güzel olacak
Mevsim olarak güzel bir sonbahar yaşıyoruz. Diğer yılların ortalamalarına göre daha ılıman
bir mevsim yaşadığımızdan gecikmiş tatilini yaşayanlar ya da yeni bir tatil fırsatı yaşayanlar oldukça
keyfini çıkardılar. Diyeceksiniz ki cebinde parası olanlar için bu doğru. Ama ekonomik kriz kapıda.
Zaten kıt kanaat geçinen, binbir zorluğu olan insanlar olan umutlarını da kaybetmekteler. Esasında
dar gelirli insanlar kemeri sıkmaya o kadar alışkınlar ki, bu konuda idmanlı olmak onları daha az psikolojik
sıkıntıya uğratıyor. Biraz da kaderci takılmak belki bir ölçüde teselli ediyor. Ancak orta kesim için
bu böyle değil. Alıştığı bir konfordan vazgeçmek, yaptığı planları iptal etmek insanı, maddi darlıktan
daha da çok psikolojik sıkıntıya sokuyor. Zaten bir toplumun dengesi orta direğin nabzını tutarak ölçülür.
Belçika gibi refah düzeyi yüksek ülkelerde büyük çoğunluğu orta direk oluşturur. Maalesef Türkiye
gibi gelişmekte olan ülkelerin bir çoğunda ise bir kutuplaşma vardır. Yani fakirler daha fakirleşir, sayıları
da artarak çoğalır ve zenginler sayısal olarak az kalmaya devam ederek daha da zenginleşirler. Nitekim
Türkiye’de de özellikle ’80 darbesinden sonra bu durum daha da vahim olmuştur. Zenginler daha
zengin fakirler daha fakir. Hatta Özal döneminde liberalizm almış başını giderken, ’80 öncesi özellikle
Ecevit dönemi hatırlatılarak, hiçbir şey bulunmuyordu, her şey karaborsaydı, bakın şimdi somon füme
bile var deniliyordu. Ama kim alabilir somonu zaten kim bilir somonun fümesini denmiyordu.
Neyse şu son bir kaç yıldır da bir takım dengesizliklere, eksikliklere rağmen Türk lirasının da değerlenmesiyle
belli bir refah düzeni yakalanmaya başlanmıştı. En azından şu son küresel krize kadar her
şey iyi gidiyor gibiydi. Taa Amerika’dan dalgalanan bu kriz bütün ülkeleri içine almış görünüyor. Bakın
Belçika’ya. Liberal ekonomi olmazsa hiçbir şey olmaz diyenler, bankalar batıyor diye devleti imdata
çağırdılar. Devlet eliyle bu bankaların kurtarılmasına tepki gösterenlere, politikacılar da biz bankaları değil
vatandaşı korumak amacı ile bu tedbirleri almak zorunda kaldık dediler. Sosyalizm modellerinin hayal
kırıklığını liberalizmin çözemeyeceğini de gördük. Serbest piyasa ekonomisi ancak sosyal adalet
ile paralel yürürse refaha götürüyor. Kaldı ki devletlerin bir regulatör rolü oynayarak müdahale etmeye
devam etmesi şart. En azından para hareketlerinin düzenlenmesi ve ekolojik düzeni koruyabilmek
için bunu hem ulusal hem de uluslararası çapta yapmalılar.Bu kriz « verilmiş » hakları almak için bir bahane olmamalı.
Krize gelince, nerede olursak olalım bizi etkileyecek.
Avrupa’da yaşayanlar sosyal güvenlik sayesinde biraz daha rahat edecekler. Bu yıl gereksiz harcamaları
biraz kısmayı, dayanışmayı deneyeceğiz bunu yaparken de her şeyin parayla ölçülmeyeceğini
de tekrar keşfedeceğiz umarım.
06/12/2008, Leyla Ertorun, Binfikir Gazetesi Kasım 2008 sayısında yayınlanan köşe yazısı